“Velhâsıl O Rü’yâ Duruyor Yerli Yerinde!”

Yahya Kemal Yılı

 

Sanıyorum, önce Hilmi Yavuz duyurmuştu, “2008, Yahya Kemal'in ölümünün 50. yıldönümü. Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı adına başkan D. Mehmet Doğan, bir açıklama yaptı ve bu münasebetle Kültür Bakanlığı'na başvuruda bulunarak 2008 yılının 'Yahya Kemal Yılı' ilan edilmesini istediğini açıkladı” diye… 

 

Yavuz’un Zaman’daki yazısı geçen Kasım’ın başlarındaydı; yılın ikinci günü de tek tip bir haber düştü basına:

“2008, ‘Yahya Kemal Beyatlı yılı’ ilan edildi

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yahya Kemal Beyatlı’nın ölümünün 50’nci yıldönümünü ‘anma yılı’ olarak belirledi.

Anma yılı çerçevesinden şairin bestelenmiş şiirleri CD formatında yayınlanacak. Ayrıca şairin şiirlerinden yeni besteler yaptırılacak.
 
Yahya Kemal Beyatlı’nın eserlerinin prestij kitaplar olarak basılması da projeler arasında yer alıyor.
 
Fazıl Say’a beste teklifi
 
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın, Yahya Kemal’in bir şiirini bestelemesi için son günlerde hükümete yönelik eleştirileriyle gündemde yer alan Fazıl Say’a da teklifte bulunduğu bildirildi.
 
Yine çalışmalar çerçevesinde, şairin yaşadığı mekânlara plaket konulması da planlanıyor.”

Haber CNN kaynaklıydı.

Başka haberler, yazılar da vardı kuşkusuz; ama ben pek göremiyordum. Ne bileyim, eskilerin, fikr-i ta’kib (fikr-i takip/fikri takip) dedikleri, yani, ‘bir konuyu, bir işi sona erdirme; bir işin ardını bırakmama’ anlamına gelen bir sözleri vardır… O zamanlar teve meve yok, onun için de bu sözün kullanıldığı alan daha çok basındı… Diyeceğim, işi haber olanlarda fikri takip olsa, benim gözüme de bir şeyler çalınacaktı.

Bu Yahya Kemal Yılı konusunda asıl asıl nerede hiçbir ize rastlamıyordum, dersiniz? Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın genelağ yerinde! Benim göremeyeceğim bir köşeye konmuşsa o başka… Bu olasılığı da not edeyim. Ama, bu etkinliğin hemen göze çarpacak bir yerde duyurulması da gerekmez mi Bakanlık’ın sayfalarında?

Bu durumda üç olasılık geliyordu aklıma: ya dediğim gibi, Bakanlık, henüz konunun önemine uygun bir duyuruda bulunmuş değildi ya Sayın Yavuz’un yazısı da CNN’in geçtiği haber de dayanaksızdı ya da “daha önümüzde en azından on iki ay var” denip, iş ağırdan alınıyordu…

Ben böyle düşünürken, Doğan Hızlan, 13 Şubat günü, Hürriyet’teki köşesinden sesleniverdi: “2008-Yahya Kemal Beyatlı Yılı”.

Sayın Hızlan, “1 Kasım 2008, Yahya Kemal Beyatlı’nın aramızdan ayrılışının 50. yıldönümünde, bir sempozyum düzenlenecek. Sempozyuma katılma çağrısında Yahya Kemal Beyatlı’nın bir fotoğrafı ve altında, ‘Velhâsıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde’ mısraı yer almakta” dedikten sonra, Bir Medeniyeti Yorumlamak-Yahya Kemal Beyatlı başlıklı sempozyum konusunda bilgi de veren çağrı mektubundan şu satırları aktarıyordu:

“1 Kasım 2008 tarihi büyük şair ve fikir adamı Yahya Kemal Beyatlı’nın vefatının 50. yıldönümüdür. Bilindiği gibi T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2008 yılını Yahya Kemal Yılı ilan etmiştir.

Bu anlamlı yıldönümünde, şairimizin bütün eserlerini Türk okuyucusuna kazandıran İstanbul Fetih Cemiyeti-Yahya Kemal Enstitüsü ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından, İstanbul’da Bir Medeniyeti Yorumlamak-Yahya Kemal Beyatlı başlıklı bir sempozyum 3-7 Kasım 2008 tarihlerinde düzenlenecektir. Beş gün sürecek sempozyum her gün bir başka üniversitede gerçekleşecektir.

Düzenleme kurulu tarafından kabul edilen bildirilerin her türlü yayın hakkı İstanbul Fetih Cemiyeti-Yahya Kemal Enstitüsü ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ait olacaktır.”

 

Bunun ardından, Bilkent Üniversitesi’nin 21 Mart Dünya Şiir Günü etkinliği çerçevesinde düzenlediği anma geldi. Üniversite, 21 martlarda düzenleyegeldiği kutlamaların bu yılkini, ölümünün 50. yıldönümü dolayısıyla Yahya Kemal’e ayırmıştı.

Son olarak da dün Üsküdar Belediyesi’nden bir haber: Yahya Kemal, Belediye’nin, Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde 21 Mart akşamı düzenlediği gecede anılmıştı. Bu arada, Şair’in şiirleri üzerine yapılmış şarkılardan oluşan bir konser de verilmişti. Ve geceye katılanlara Üsküdar Belediyesi’nce yayımlanan ‘Yahya Kemal'in İstanbulu’ adlı kitap armağan edilmişti.

*

Sayın Yavuz’un, yukarıya alıntıladığım “‘Yahya Kemal Yılı’ ve anılar” başlıklı yazısında anlattığı anısı şuydu:

“Yahya Kemal, 1 Kasım 1958 günü öldü. O tarihte ben, Vatan gazetesinde muhabir olarak çalışıyordum. 3 Kasım günü düzenlenecek cenaze törenini izleme görevini, İstihbarat Şefimiz rahmetli Kemal Aydar bana verdi. 2 Kasım günkü Vatan gazetesinde ise ölüm haberi, birinci sayfadan 4 sütun üzerine, ‘Büyük şair Yahya Kemal Beyatlı dün vefat etti’ başlığıyla verildi. Buna ‘haber’den çok, ‘haber-yorum’ demek daha doğru olur! Çünkü yazı işleri, bu görevi, o yıllarda öğretmenliğinin yanı sıra Vatan’da arşiv sorumlusu olarak çalışan rahmetli Tahir Alangu’ya vermişti. 2 Kasım 1958 tarihli Vatan gazetesi şimdi önümde duruyor; – saklamışım o günkü gazeteyi, Alangu’nun ‘haber-yorum’u şöyle başlıyor: ‘Türk edebiyatının en önemli şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı, dün saat 10.22’de, tedavi görmekte olduğu Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata gözlerini yummuştur.

Beyatlı’nın ölümü edebiyat âlemimiz için olduğu kadar, seçkin bir hemşehrisi bulunduğu İstanbul için de büyük bir kayıptır.

Bin yıllık Türk şiirine yön veren belli başlı birkaç kişiden biri olan Yahya Kemal’in şiiri her ne kadar bir geçmiş özlemi içinde ve bugünkü şiir tutumundan ayrı bir yönde gelişmişse de, mısralarına yerleştirdiği üstün bir zevk, kolay kolay anlaşılmaz bir işçilik ve zengin bir doğu-batı kültürüyle, değeri hiçbir zaman inkâr edilmeyecek bir sağlamlığa erişmiştir.’

‘Haber-yorum’, bu kadar değil elbet; Alangu, Yahya Kemal’in şiirini oldukça uzun bir yazıyla dile getiriyor.

Dikkat edildiyse, Alangu’nun bu ‘haber-yorum’unda, Yahya Kemal’in şiiri, ‘geçmiş özlemi içinde’ bir şiir olarak niteleniyor; bu sözlerin başına getirilen ‘her ne kadar’ ibaresi, Yahya Kemal’i aklama amacını taşısa da, ‘geçmiş özlemi içinde olmak’, Üstad’a yönelik bir eleştiri anlamına geliyor. Yahya Kemal için standart bir eleştiridir bu: ‘Geçmiş özlemi içinde olmak!’ Aslında bununla, örtük bir biçimde Yahya Kemal’in Osmanlıcı olduğu, dahası Cumhuriyet karşıtı olduğu ima edilmeye çalışılır; yoksa, ‘masum’ bir nostalji niçin eleştiri konusu yapılsın, öyle değil mi?

1958 tarihli bir ölüm haberinde bile Yahya Kemal’i rahat bırakmamak! Üstad’ı 2008’de nasıl anacağız acaba?”

Hilmi Yavuz’un anısı burada bitiyor. Ya, işte böyle…

*

Yazı daha da uzamadan bir anı da benden:

Yıl 1951… Tokat’ta Gazi Osman Paşa Lisesi’ndeyim… Edebiyat öğretmenimiz İlhan Başgöz. O tarihlerde her okulda yapılır mıydı, bilmiyorum, bizim lisede sınıflar da iftihara değer görülürdü; işte o yıl bizim sınıf bu onura erişmiş, bunu belli eden Bayrağımız’ı dersanemizin kapısına taşımıştı. Başgöz Hoca, -sanırım sınıf öğretmenimizdi de- bu başarının bir başka ödülü olarak sınıfımızdan beş kadar arkadaşı İstanbul’a Yahya Kemal’i ziyarete götürdü. Ben gidenler arasında değildim; arkadaşlar, sürekli olarak kaldığı Park Oteli’ndeki ziyaretlerinden, Şair’in, sınıfımız için imzaladığı büyük boy bir fotoğrafıyla dönmüşlerdi. Onu çerçeveletip karatahtamızın üzerine, Atatürk fotoğrafının hemen altına asmıştık.

Bilmeyen çıkar, diye söyleyeyim, değerli hocam Sayın Başgöz, 1953’te, o dönemde TCK’nin solcuların hapse düşmesine dayanak olan ünlü 141. maddesine aykırılıktan dolayı tutuklanıp iki yıl hapis yatacaktı. İlhan Başgöz, daha sonra, bir halkbilim (folklor) araştırmacısı ve yazar olarak tanınmasını sağlayan halkbilim alanındaki akademik çalışmalara yönelecek, üniversitelerde hocalık yapacak, profesörlüğe dek yükselecektir.

*

Hilmi Yavuz ne diyordu? “Üstad’ı 2008’de nasıl anacağız acaba?” Onu bilmem; benim bildiğim, bugünün tarihi 25 Mart 2008 ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın genelağ yerinde Yahya Kemal Yılı konusunda herhangi bir iz göremeyişim sürüyor. Bu arada, yukarılarda sözünü ettiğim üç olasılık da aklımı kurcalayıp duruyor. Ve yineliyorum, aradığım şey bir köşeye sıkışmış olabilir… Gören-bilen varsa beri gelsin; şimdiden özür diliyorum… 

Ve, Bir Medeniyeti Yorumlamak-Yahya Kemal Beyatlı başlıklı sempozyumun çağrısına Üstat’ın dizeleriyle yanıt vermek istiyorum: 

GEÇMİŞ YAZ 

Rü'yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,

Her ânını, her rengini, her şi'rini hazdan.

Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!

Bir gün, bir uzak hâtıra özlersen o yazdan

 

Körfez’deki dalgın suya bir bak, göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;

Mehtâb… iri güller… ve senin en güzel aksin…

Velhâsıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde!

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 25 Mart 2008

 © 2008 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.