‘Orman Haftaları’nı Devire Devire…

Bundan Sonrası?

 

“Ülkemiz gitgide çöl oluyor!”

 

Duymaya alıştığımız bir söz; daha çok da, son yıllarda sıklığı artan orman yangınlarına eşlik ediyor. Bastıran kuraklıklar bağlamında dile getirilişler cabası…

 

İşte bir Orman Haftası daha geldi çattı; yetkililer, ilgililer, Hafta’nın ‘anlam ve önemi’ üzerine sözler edecekler… En çarpıcı tümceleri de bu kara söz olacak. Öğretmenler? Onlar da… Okullarda  Orman Haftası’nın ne demek olduğu işlenecek ve “Ülkemiz gitgide çöl oluyor” denecek. Bu arada, şiirler, şarkılar, türküler… Derken hafta bitecek.

 

*

Yıllarca “Baltalar elimizde / Uzun ip belimizde / Biz gideriz ormana / Hey ormana // Yaşlı kütük seçeriz / …..” diye mektep şarkısı söyletilmedi mi bu millete?! Yaşlı kütük seçerlermiş… Şaşarım aklına yaşlıyla idare edenin! Bu sırada dünyanın kocamanları da, Yağmur Ormanları’nın köküne kibrit suyu dökmekle meşguldü…

 

Yıllar geçti, bir erozyon lafıdır dolanmaya başladı ağızlarda… Ozon tabakası falan da… Bu arada, Avrupa Tarım Federasyonu (CEA) bir karar aldı: “İlkbaharın kuzey yarıkürede başlangıç günü 21 marttır.” Ve CEA, bu kararın hemen ardından, 1971 yılında, 21 martın Dünya Ormancılık Günü olarak kutlanması için Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü (FAO) kanalıyla bütün ülkelere çağrıda bulundu. Biz, bu günü, 1975’ten bu yana Orman Haftası içinde yer alan bir gün olarak kutluyoruz.

 

*

Öte yandan…

 

Tepedeki tümce, 1995 yılının 10 Ağustosu’ndan bu yana aklıma hep Sayın Hayrettin Karaca’nın bir konferansını düşürür:

 

Genç Sigortacılar Derneği’nin (GESİD) düzenlediği etkinliğin konuşmacı konuğu TEMA Vakfı Başkanı Karaca’ydı o yaz günü… Sigortacılara, erozyona karşı neler yapabileceklerine ilişkin görüşlerini aktarıyordu: “Verdikleri güvenceler için gösterecekleri karşılıklar neden kuracakları bir orman(lar) olmasındı?” Böylece, ülkemiz çöl olmaktan bir adımcık da olsa uzaklaşmış olacaktı.

 

O yıllarda, yiyecek-içecek kaynakları bakımından kendine yeten ender ülkelerden olduğumuz söylenmekteydi. Ve Sayın Karaca, dünyada en stratejik maddenin toprak ve buna bağlı olarak buğday olduğunu dile getirmişti o gün. Ben ilk kez duyuyordum… Belki söyleniyordu bu, ama sık olmasa gerek. Dolayısıyla, Karaca’nın o dedikleri pek çarpıcı gelmişti bana. Yalnız bana mı? Hayır, öbür dinleyenlerine de… Hele, gelmiş geçmiş hükümetleri, yöneticileri, yetkilileri, ormanların yok edilmesine seyirci kalmakla suçlaması; siyasal çıkarlar uğruna orman suçlarına aflar getirilmesinine karşı ağır eleştiriler yöneltmesi, pek sarsıcı etkiler bırakmıştı üzerimizde. Sayın Karaca, âdeta soluklar kesilerek dinlenen konferansında, bu saydığı sorumlulardan davacı olmak gerektiğini söylüyordu. Çünkü çölleşme, doğal değerlerimizin yitip gitmesinin yanı sıra göçü doğuruyor, fakirliğe, işsizliğe, sonuç olarak toplumsal patlamalara yol açıyordu.

 

*

Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) bir çalışması olmuştu dört yıl kadar önce: seksen yılda yüzden çok af yasası çıkarılmış bu ülkede. Benim saptayabildiğim kadarıyla, beş yıl öncesine kadar orman suçlarına özgü beş af yasası geçmiş Meclis’ten. Genel af yasaları ile bazı suçların affına ilişkin yasalar kapsamında affa uğrayan orman suçları bunların dışında…

 

Çok ilginçtir, “Yeter Söz Milletindir” sloganlarının atıldığı 1950 genel seçimlerinde, ileride cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulacak olan politikacı, ‘‘Biz seçimleri kazanırsak, ormanları serbest bırakacağız” diyebilmiştir. Bakıyorum da, ne masumane sözler…

 

Sonra sonra ne oldu? ‘Et mangal’!…

 

*

Ve işte geldik mi bugünlere…

 

Artık iş, işgal edilen orman alanlarının, yasalarla oynanarak 2/B kılıfıyla orman dışına çıkarılması aşamasına vardırılmıştır örneğin… 2/B orman alanlarına ilişkin Anayasa değişikliğinin yakında TBMM gündemine geleceği yolundaki haberler ise henüz yalanlanmış değil.

 

“Söz millettindir!…” Ama hangi milletindir? Yavan ekmeğinin-ham suyunun parasını denkleştiremez olmuş olan halkın mı? Evet, birilerinin sesi soluğu kesilmiş, tuzu kuru olan birileri de bir başka sevdayla ver yansın ediyor… 

 

Bundan sonrası, aklımızı başımıza toplamazsak, yandı gülüm keten helva!…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 19 Mart 2008

 

© 2008 İK

 

 

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.