Varlığımızla Özdeşleşmiş Bir Günün Yıldönümü

İstiklal Marşı, Mehmet Akif, Mehmet Akif Ersoy Evi

 

Dün, İstiklal Marşımız’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabulünün 87’inci yıldönümüydü. Yıldönümü dolayısıyla İstiklâl Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü kapsamında törenler düzenlendi. Bunlardan biri de, Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de katıldığı törendi. Tacettin Dergâhı ve Mehmet Akif Ersoy Kültür Parkı’nda düzenlenen bu tören çerçevesinde, onarılıp eski durumuna getirilen müze ev Mehmet Akif Ersoy Evi’nin açılışı da yapıldı.

Her bağımsız ülkenin bağımsızlığını simgeleyen bir ‘ulusal marş’ı var. Biz, ulusal marşımıza özel bir ad vermişizdir: ‘Ulusal Marşımız’ demeyiz ona; bizimki, ‘İstiklal Marşımız’dır. Kurtuluş Savaşımız’dan Cumhuriyetimiz’e uzanan tarihsel süreçte, önce ulusumuzun bağımsızlık istenciyle, Kurtuluş’tan sonra da bağımsızlığımızla özdeşleşmiş bir ad…

Bu anlamlı yıldönümü dolayısıyla, buraya, Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı ’nın genelağ alanından konuya ilişkin üç yazı taşımak istiyoruz:

«İSTİKLÂL MARŞI 86 YAŞINDA

1936 yılının Haziran ayında İstanbul Taksim’deki Mısır Apartmanı’nda yoğun bir ziyaretçi akını vardı. Beyoğlu İstiklal Caddesi (Galatasaray) üzerindeki Mısır Apartmanı Abbas Halim Paşa tarafından Ermeni mimar Hovsep Aznavuryan’a yaptırılmıştı. (1910) O günkü adıyla Cadde-i Kebir’deki Mısır Apartmanı Art Nouveau stilinde tasarlanmış, ancak “birinci mimarlık dönemi”nin izlerini taşıyor. Birçok ünlü gibi Mithat Cemal Kuntay ve Fuat Şemsi İnan da Mısır Apartmanı’nda oturmuşlardı.

Mısır’dan hasta ve yorgun dönen Mehmet Âkif Ersoy (16 Haziran 1936) vatanında ölmek istiyor ve diyordu ki “ Cânı cânânı bütün varımı alsında hüdâ/ etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”

Abbas Halim Paşa ve öteki dostları, Mehmet Âkif’ Ersoy’u Mısır Apartmanı’nda konuk ettiler. Bir ara Nişantaşı Şifahanesinde tedavi gördü. Zaman zaman da Abbas Halim Paşa’nın Alemdağı’ndaki çiftliğinde kalıyordu. Siroz her geçen gün ilerliyor, Âkif’i bitap bırakıyordu.

Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Savaşımızın kazanılmasından mutlu ve mesrurdu. Konuşma İstiklâl Marşı’na geldiğinde de yatağından zorda olsa kalkıyor ve konuklarına diyordu ki;

“- İstiklâl Marşı: o günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların ızdıraplar içinde halâs dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. O’nu kimse yazamaz. O’nu bende yazamam. O’nu yazmak için, o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim milletime karşı en kıymetli hediyem budur.”

Halide Edip Adıvar’ın romanına verdiği ismiyle “Türk’ün Ateşle İmtihanı” bütün dünya milletlerini dehşete düşürecek, iştahlarını kursaklarında bırakacak  derecede üstün bir muvaffakiyetle verilmişti.

Vatanın bağrından Namık Kemal’in değişiyle “Düşmanın Hançeri” çekip, çıkarılmıştı. İstiklâl Savaşında Türkler sadece ülkeyi işgal eden Fransız, İngiliz, İtalyan, Yunan ve İtilaf devletlerine karşı mücadele vermiyordu; açlığa, sefalete, hastalığa, imkansızlığa, vefasızlığa, hainliğe karşı da savaşıyordu. Türk’ün zaferi dünyadaki bütün mazlum milletleri de sevindirmiş, örnek teşkil etmişti.

İstiklâl Savaşı’na Mehmet Âkif Ersoy’da katılmıştı. İstanbul’un işgalinden sonra Eşref Edip Fergan’ın yayınladığı ve kendisinin de yazı ailesinde bulunduğu Sebülürreşad dergisi neşriyatına ara vermişti. Sebülürreşad mührü ile birlikte Âkif ve Eşref Edip Kastamonu’ya yerleşerek mücadeleye orada devam ettiler. Mehmet Âkif, Kastamonu Nasrullah Camii’nde verdiği vaazlarla halkı milli mücadeleye davet etti. Onları yüreklendirdi. Şiirleriyle cesaretlerini arttırdı. Öyleki; Genelkurmay Başkanlığı Âkif’in bu çalışmalarını çoğaltarak cephedeki Mehmetçiklere dağıttı.

Balıkesir Zagnos Paşa Cami’indeki vaazları da Nasrullah Cami’indeki kadar şiddetliydi. Hep ümit veriyordu milli mücadelede. Nitekim Mustafa Kemal Paşa’da Zagnos Paşa camii’nde minberden bir konuşma yaparak halka mesaj verdi, zafer için onları heyecanlandırdı.

Mehmet Âkif Konya’da isyanı bastırdı. Cephe cephe dolaşarak, savaşan askerlerimize umut ve heyecan verdi. Görevli olarak Suudi Arabistan’a gitti. Necid’de kuşçu başı Eşref Bey’in başkanı olduğu heyetle birlikte; isyan eden Şerif Hüseyin’e karşı, devlete sadık kalan Necid Meliki İbnürreşid ile Riyad’da görüştü.

Savaşta müttefikimiz olan Almanlar; Rus, İngiliz ve Fransız ordularındaki savaş sırasında esir olan Müslüman askerleri ayrı kamplarda toplamışlardı. Müslüman esirlere iyi muamele ediliyordu. Bir jest olarak Almanlar, içlerinde Mehmet Âkif Ersoy’unda olduğu bir heyeti Berlin’e davet ettiler. Âkif’in Müslüman esirlere hitaben yaptığı konuşma da Almanlar tarafından konuşularak dağıtıldı.

İstiklâl Savaşı’nın zaferle sonuçlanması Ankara’daki hareketliliği hızlandırdı. TBMM çalışmalarını aralıksız sürdürüyordu. Mehmet Âkif’de önce Biga, sonra Burdur mebusu olarak parlamento’da gayret gösteriyordu.

Genelkurmay Başkanlığı o sıcak günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaat ederek:

“- İstiklâl Savaşımızın mânâsını anlayacak, halka ve askere heyecan verecek ve diger milletlerde bulunan milli Marşlara denk olacak bir marş.” istedi.

O günkü adıyla “ Maarif Vekaleti” bütün kuruluşlara bu isteği bir genelge ile bildirdi. Ayrıca gazetelere de ilanlar verilerek “ birinci gelecek şiire 500 Lira ve bestesine de aynı şekilde 500 Lira mükâfat” verileceği açıklandı.

Yarışmaya şiir yağıyordu. 724 şiir gönderildi 6 ay içerisinde. 6 şiir elemeye kaldı.

Hüseyin Suat Bey yarışma şiirinde şöyle diyordu;

“ – Türk’ün evvelce büyük bir pederi/ Çekti sancağa hilâl-i seferi / Kanımızla boyadık bahr-ü Berri / Böyle aldık bu güzel ülkeleri/ İleri arş ileri / Geri kalsın vatanın kahpeleri.”

Matbuat Müdüriyet-i Umumiyesi Muharrirlerinden Kemalettin Kami uzun şiirinin bir bölümünde şunları söylüyor;

“- Göz yaşına veda et/ Ey güzel Anadolu/ Hakkını korur elbet/ Türk’ün bükülmez kolu.”

Yarışmaya Ankara’dan “A.S.’nin gönderdiği şiir de şöyle;

“- Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın/ Yurduma göz dikenler al kanlara boyansın/ Ya ben, ya onlar diyen silahına dayansın/ Türk oğludur bu millet/ Türk’ündür bu memleket!”

Merzifon İdadisi Hat Muallimi İskender Haki Bey’in şiiri de şöyle;

“- Ey Müslüman, Ey Türkoğlu/ Açıldı İstikbâl yolu/ Benim son günlerimdir / Diyor size Anadolu”

Yarışmaya “M” Rumuzu ile giren sanatçı ise bakın neler sıralamış:

“- Altıbin yıl efendilik yaptın/ Kahraman Türk idi cihanda adın/ Bir ateşten siperdin İslam’a/ Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.”

Kısa örnekler aldığımız yarışmanın son şiiri Mehmet Muhsin Bey’in:

“- Yıllarca altı cephede ateşle kanlara/ Türk’ün hilal-ü dinine düşman olanlara/ Ceddin o, yıldırım gibi sardın zaman zaman/ yüksek başın eğilmedi bir an cihanlara.”

Elemelerde ortaya çıkan bu altı şiir çoğaltılarak milletvekillerine dağıtıldı. Ancak İstiklâl Savaşımızı ve halkımızın kahramanlığını, fedakârlığını anlatan dizeler daha güçlü olmalıydı, daha etkili ve tesirli bulunmalıydı. Duygu çağlayanı aranıyordu, insanları heyecana gark edebilecek, öz ve has kimliğini aktaracak, değerleri yücelikleri, güzellikleri yansıtacak bir şey.

Tek kelime ile bir “milli yemin” arıyordu TBMM.

Maarifvekili ve büyük hatip Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mehmet Âkif’i ziyaret ederek, ondan bir şiir istiyor. Peki neden?!

Finale kalan şiirler beğenilmemiş miydi? Yoksa bir başka husus mu vardı?

O güne kadar Mehmet Âkif’ten bir çok arkadaşı bu yarışmaya katılmasını istemiş, sanatçı hepsini münasip bir dille reddetmişti. Oysa o sırada sırtına giyecek bir paltosu bile yoktu. İhtiyaç sahibi birine vermişti. Ankara’nın o Mart soğukları hatırlanınca kışın nasıl geçtiği bilinir. Mehmet Âkif’te üşüyordu bittabi. Zaman zaman baytar (veteriner) meslektaşı Profesör Şefik Kolaylı’nın paltosunu ödünç alıyor, sırtına geçiriyordu. İkâmet ettiği Samanpazarı’ndaki Taceddin Dergah’ından, Ulus’taki TBMM’ne gitmek epey bir zaman alıyordu, yol yakın değildi. O günlerde tarım alanı olan bölgede rüzgâr insanları uçuracak kuvvette esiyordu zaman zaman. Hamdullah Suphi Bey’in ısrarını kıramadı, kendisi de “mükâfat vermeyecekleri” sözü alarak şiiri yazmaya başladı. Sabahlara kadar uyumadı. Duygulandığı anları hemen not ediyordu. Duvara yazıyordu, adeta kazıyordu. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı’nın yazımı tamamlandı.

Şiir, TBMM Başkanlığı’na teslim edildi. Oy birliği ile kabul gördü. Defalarca okundu, ayakta alkışlandı. 12 Mart 1921. Peki mükâfat ne olacaktı. 1921in 500 Lira’sı onlarca apartman ederdi. Üstelik Âkif parasızdı. Eşi İsmet Hanım astım hastasıydı, bakıma ve ilaca muhtaçtı.

Mehmet Âkif 500 Lira mükafatı darülmesai (iş evi) adlı Hilâl-i Ahmer’e  bağışladı. Yani Kızılay’a. Kızılay’da hastanelerde tedavi gören yaralı askerlerin ihtiyacı için harcadı.

İstilâl Marşımızı Mehmet Âkif  “Karaman Ordumuza”  ithaf etti ve Safahat’a almadı. Ne diyordu marşımız:

“Korma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak.”
“Ey bu vatanın kurtuluşu için milletimizin maddi ve manevi varlıkları için savaşan arkadaş; merak etme, endişelere kapılıp üzülme, yurdumun düşman işgal ve zulmü altında, akşam karanlığı çökmüş göklerinde, gün batımının kızıl şafakları içinde bir alev gibi süzülüp dalgalanan al bayrağımız yere inmeyecek, daima yüksekte kalacak ve onun alevleri, bu topraklardaki son bir ocak yandıkça ve canlı tekbir kişi kalana değin sönmeyecek ve daima yaşayacaktır. (Mehmet Ertuğrul Düzdağ’dan)”

Bütün okullarımızda okuduğumuz İstiklâl Marşı bir iman tazelemektir. Dinamizmdir. Türk dilinin en güzel örneğidir. İyi ki öyle yazılmış. Muhtevası ve duyguları harikadır. Fazilet ve medeniyeti öne çıkarmaktır. Ümittir ve aydınlığa yol almaktır.

İstiklal Marşı tefekkürdür, ruhdur, heyecandır, hikmettir. Şanlı mazimizdir, Kahramanlık destanımızdır, heybetli kimliğimizdir.

Dik bir duruştur.

Özgürlüğün simgesidir.

Milli mutabakattır.

Maneviyat sembolüdür.

Kararlılık, yurtseverlik, özgürlük aşkı ve çağdaşlıktır İstiklâl Marşımız.

Mehmet Âkif Ersoy’a gelince, örnek şahsiyettir.

İmân ve âhlak sahibidir.

Mert ve sarsılmaz bir karakterdir.

Milletin ta kendisi bir insandır.

Toplumun derdini kendine dert edinmiş bir sanatçıdır.

Halkın duygu ve düşüncesiyle donanmış bir yapıdır.

İstikbâli bütün refahıyla arzu eden bir mütefekkirdir.

Dizeleri yumrukları gibi vurucu bir sporcudur.

Yol göstericidir.

Düşünce adamı, fikir önderidir.

Mehmet Âkif Ersoy iyi bir aile babasıdır, hisli bir eştir, iddialı bir güreşçidir. Örnek bir akademisyendir. Fedakar bir milletvekilidir.

Cömert, mükrim ve çetin eviz bir dosttur. Azimli, vefalı, mütevazi vakur, cesur, mahcup, mukavim, yalnız, daima okur ve okutur, taassuba, cehalete, sapıklığa sonuna kadar düşman, müstağni, sözde ve özde gerçek Müslüman kahraman Türk milliyetçisi, yiğit bir memleket sever, Müslümanlara islamı yeniden okutmaya çalışan entelektüel ahlak sahibi bir sanatçıdır.

His ve fikirleri milletin ve tarihin birer motifi ve tezyiniydi.

“Toprakta gezen gölgeme, toprak çekilince,

Günler şu heyülayı da ergeç silecektir,

Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,

Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir.”

Mehmet Âkif Ersoy diyordu ki, “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmasın.” Ama Mehmet Âkif Ersoylar hep olsun.

İstiklâl Marşımızın yazıldığı, bugün için Hacettepe Üniversitesi Saman Pazarı kampüsü içinde olan Merhmet Akif Ersoy Müzeevi de (Taceddin Dergahı) tarihi dokusunu koruyan bir cazibe merkezi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bağlanmalıdır.»

____________

İlgilik'in notu: Bu yazı, geçen yıl yazılmıştır.

-o-

«12 MART İSTİKLAL MARŞI’NIN KABUL EDİLDİĞİ GÜNÜ VE MEHMET AKİF ERSOY’U ANMA GÜNÜ

 

TBMM 4 Mayıs 2007 günü, 5649 sayılı bir kanun çıkartarak İstiklal Marşı’nın Kabul Edildiği Günü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü olarak resmen kabul etti. Artık bütün Türkiye’de ve yurt dışında 12 Mart kutlamaları için hummalı bir faaliyet var. Bu çerçevede anma günü yönetmeliği de hazırlandı. İstiklal Marşı’mızın kabul edilişinin yıldönümü etkinliklerinde bütün resmi kurum ve kuruluşların yanında, sivil toplum örgütleri de yer alıyor.

Madem sivilleşiyoruz, insan hak ve hürriyetlerini önemsiyor, demokrasiyi ve hukuk devletini savunuyoruz, 12 Mart Günü programlarını yürütmede yöneticilerimiz yanlarına sivil toplum kuruluşları temsilcilerini de almakla bir eksiği tamamlamış olacaklardır. Bu sene, uygulanmasına başlanacak 5649 sayılı kanun hayata geçecek. Dolayısıyla bir fon ayrılmalı kamu yönetimlerince. Program yıl içine yayılmalı, tek bir günle yetinmemeli. Yurtdışına da taşmalı. Mehmet Akif Ersoy’un hatıralarının olduğu başta Mısır, Almanya, Suudi Arabistan, Lübnan olmak üzere İstanbul, Ankara, Kastamonu, Balıkesir, Konya, İskenderun, Hatay, Edirne ve Burdur’da görkemli programlar düzenlenmelidir.

Söz konusu kentlerin mahalli yöneticilerine önemli görevler düşüyor. Peki neler gerçekleştirilebilinir? Sergiler (Mehmet Akif Ersoy fotoğrafları ve resimleri, hakkında yayınlanan kitaplar vs.), konuşmalar, açık oturumlar, paneller, sempozyumlar, film gösterileri (Akif hakkında TRT, Kültür Bakanlığı ile vakfımız ve bazı yayınevlerinin yaptırdığı sinema ve televizyon filmi mevcuttur), Sinema Günleri, sanatçının eserlerinden sahneye uyarlamalar, mikrofona yansıtmalar, kitap yayınları, Akif’in üzerinde titizlikle durduğu fakir, fukara, yoksul, biçare ve düşkünler için sosyal yardım kuruluşlarının artırılması, buralara şairin adının verilmesi, Türkiye’deki 220'’yi aşkın Mehmet Akif Ersoy isimli okul temsilcilerinin sözkonusu günde Ankara’da buluşarak ilk Meclis ile TBMM ve Taceddin Dergahı’nı ziyaret etmeleri, yarışmalar düzenlemeleri mümkündür. Bütün bu etkinliklerdaha sonra özetlenerek yayınlanmalı ve arşivlere girebilmelidir. İstiklal Marşı’mızın yeni baskıları gerçekleştirilerek, Safahat ile birlikte her eve, her kuruma, her okula yeniden girebilmeli, dev posterler bulvar, cadde ve sokaklara asılmalıdır. Akif adına çalışkan öğrencilere burs ve kredi verilmelidir. 12 Mart Günü insana yatırım yapılmalı, insan endeksli politikalar üretilmelidir. Özel şartlar da göz önünde bulundurularak Akif'’in hedef gösterdiği Asım neslinin yetişmesi ve sorumluluk alması konusunda gayret gösterilmelidir.»

-o-

«Taceddin Dergâhı

 

Taceddin Dergâhı, İstiklâl Marşı'nın yazıldığı mekândır. Akif, Milli Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya geldiğinde ev bulmanın çok zor olduğundan dolayı Dergâh’ın şeyhi tarafından ikamet etmesi için Mehmed Akif’e tahsis edilmişti.

Burası, Akif in dostlarını ağırladığı, ülke sorunlarının, sanatın ve Milli Mücadele ile ilgili konuların konuşulduğu, tartışıldığı ve bağımsızlık mücadelesinin odak noktalarından biridir. Bu açıdan da Taceddin Dergâhı önemli ve hatırlanması, korunması gereken bir mekândır.

Ancak Dergâh çok uzun yıllardır kendi kaderine terkedilmiş, bakımsız ve içinde sarhoşların barındığı bir yer olarak kaldı. İlk olarak 1968 yılında, Ankara Eski Valisi ve senatör Ömer Naci Bozkurt tarafından fark edilerek tamir ve tadilatı yapıldı.

Daha sonra, bazı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte Mehmed Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’ nın çabalarıyla Akif’i anma günlerinin yapıldığı bir merkeze dönüştü.

Ancak, bizzat Hacettepe Üniversitesi, sit alanı olan bu bölgede kaçak yapılarla Dergâh’ın etrafını kuşattı. Mahkemede yıkım kararı alınmasına rağmen bu binalar yıkılamıyor.

Dergâh, ‘Mehmed Akif Ersoy Evi’ olarak hizmet veriyor.»

*

İstiklal Marşımız’ın 87’inci yılı kutlu olsun!

 

İLGİLİK

13 Mart 2008

 

© 2008.İlgilik

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.