Gidiş Nereye?

Kadınlar Günü

  

İnsan, eşeyli yaratıkların -bilebildiğimiz- en gelişmiş türü. Abecesel sırayla ‘erkek’ ve ‘kadın’ diye iki cinsli gelişmiş bir ‘çokhücreli’… Sapaklıklar ayrı.

 

İnsan türünün bedensel (somatik) hücrelerinde 46 kromozom var; 23 çift… Kadınlığı da (kadınları da) erkekliği de belirleyen, bu kromozomların eşeysel farklılığı: kadında, 22 çift eşeysel olmayan, 1 çift de XX nitelikli eşeysel kromozom var; buna karşılık erkek, 22 çift eşeysel olmayan, 1 çift de XY nitelikli eşeysel  kromozom taşıyor. Yani, baskın nitelikli olan kadındır (dirimbilim [biyoloji] terimleri için dipnotlara bakınız)…

 

*

Konusu Kadınlar Günü olan yazımda, insana ilişkin böyle bir ‘bilimsel’ giriş yapmak zorundaydım. Açıklayayım:

 

Tam adıyla 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden söz ederken hep ‘kadın haklarının kazanılması’ vurgulanır. Oysa, kadınların, ‘ana rahmine düştükleri anda belirlenen ve dünyaya gelmeleriyle birlikte de sahip oldukları bir hakkı geri alışları’na adanmış bir gündür bu.

 

Geri alış?

 

Evet, geri alış. Tarihsel/toplumsal süreçte erkeklerce el konan doğal hakları geri alış.

 

Peki, dirimbilimsel olarak türünün baskın nitelikli olan bu kümesi nasıl olmuş da haklarını yitirmiş?

 

Kadın ile erkek, örneğin, ilkçağ uygarlıklarında önemli yeri olan Çin kültüründeki bir düşünüşe göre, bir bütünün, biri olmadan öbürünün anlamı olmadığı kabul edilen iki parçasıdır. Tarihsel süreçte, pek çok Türk toplumunda  yöneticiler kadındı; bunun izleri Orhun Yazıtları’nda görülüyor. Öte yandan, eski Türkler’de kadının, yalnızca siyasal ve ekonomik alanlarda değil, eğitim alanında da söz sahibi olduğu bilinmekte. Başka toplumlarda da buna benzer durumlar var.

 

Bu durum, kadının, insanın olmazsa olmaz üretim etkinliği olan ‘çocuk’ sahibi olmada hem paydaş oluşunun hem de ürünün, çocuğun yetiştirilmesindeki -doğasından da gelen- payının büyüklüğünün sonucu olmalı. Ve toplum, varlığının anakaynağı olan ‘insan’ın oluşmasında, yetişmesinde en büyük payı olana, kadına, toplumsal alandaki en önemli, en yüce yerleri sunuyor…

 

Kadının ‘tahtından’ inmesi/indirilmesi, mülkiyet düşüncesinin ortaya çıkması ve özellikle de başta toprağa ilişkin olmak üzere türlü mülkiyet olgularının kişiselleşmesi sürecinde oldu. Bedensel gücün gitgide ağırlık kazanmasıyla… Bu süreçte kadın, özgürlüklerini adım adım yitirirken erkek, artık egemenlik yolundaydı. Ve, kadına arkasını dönen erkek onu ‘öteki’leştirecekti. Hem de, kendisine ve kadına özgü işleri/eylemleri (toplumsal rolleri) de belirlemede gecikmeden…

 

Sonunda, tam anlamıyla ‘erkek egemen’ topluma geçilmiş oldu: cinse dayalı işbölümünün geçerli olduğu bu yeni toplumda, kadının elinin eteğinin kamusal alandan çekilmesi sağlandı. Soyutlama/soyutlanma…

 

Öte yandan, kadın, doğası gereği insanlığın her döneminde erkekten farklı bir canlı… Buna, ‘doğurma’ eyleminin bugün bile kimi çevrelerde görülen denetlenemezliğini eklersek, bu eylemin, doğurmanın, toprak ortaklığına dayanan eski yaşam biçimlerinde hiç de denetlenemediği ortaya çıkar. İşte bu durum, -daha erkeğin kadına ya da kadının erkeğe egemenliğinin söz konusu olmadığı ve özel mülkiyet düşüncesinin ortaya çıkmamış olduğu dönemlerden başlayarak- kadın üzerinde sahipliğe yöneltmişti erkeği: ilk mülkiyet bu olsa gerek…

 

Bu ilk -ve ilkel- mülkiyet olgusu, önce, türlü kültürlerdeki toplumlarca içselleştirildi; mülkiyetin kurumsallaşmasıyla da kadın, bütün toplumlarda, babasından toplumsal kurumlara dek bir dizi şeye bağımlı kılındı. Kadın artık, kendi yaşam biçimine karar vermesi şöyle ya da böyle, ama kesinlikle sınırlanmış olan bir varlıktı.

 

Günümüzde?

 

Kadın bu kez de anamalcı düzenin tutsağıdır.

 

*   *   *

Sanıyorum, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ulaştım.

 

Birleşmiş Milletler örgütü, önce 1975’i ‘Dünya Kadınlar Yılı’ olarak duyurdu; 16 Aralık 1977’de de, 8 mart günlerinin ‘Dünya Kadınlar Günü’ adıyla kutlanmasını kararlaştırdı. Böylece, geçmişi ta 8 Mart 1857’ye dayanan bir girişim uluslararasılık kazanmış oldu.

 

O 8 Mart günü ne olmuştu?

O tarihte, kırk bin dolayında Amerikan dokuma işçisi çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve kendilerine erkeklerle eşit ücret verilmesi isteğiyle greve gitti. Ancak, New York kentinde meydana gelen bu direnişte işçilere saldırılıp pek çok işçi fabrikaya hapsedildi.

 

Durum kısa sürede acılara boğuldu: fabrikada bir yangın çıktı; yangın, yüz yirmi dokuz kadın işçinin canını aldı…

 

Yangında ölenlerin cenazesine katılım pek geniş oldu: yüz bini aşkın bir kalabalık vardı.

 

Yıllar geçip 1910’a gelindiğinde, 26-27 Ağustos günlerinde Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin bir öneride bulundu: “8 Mart 1857 tarihinde meydana gelen tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçilerin anısına ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ diye bir gün belirleyelim.” Konferans üyeleri Zetkin’in önerisini oybirliğiyle kabul etti. İlk kez kutlanışı da 1912’de İsveç’te oldu.

 

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, önceleri hep ilkbaharda olmak üzere değişik tarihlerde kutlanıyordu; ‘8 Mart’ tarihi, 1921’de Moskova’da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda saptandı. Kimi ülkelerin I ve II’nci Dünya Savaşları sırasında yasakladığı bu kadın günü, 1960’ların sonunda ‘Dünya Kadınlar Günü’ adıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. 16 Aralık 1977’de de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 8 Mart'ın ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kutlanmasına karar verdi.  

 

Ülkemizde?

 

Bizde, adı daha ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’yken 1921 yılında kutlanmaya başlanan bu özel gün, 1975’e gelindiğinde yurt çapında yaygınlık kazanmıştı. Birleşmiş Milletler’in 1975 yılını ‘Dünya Kadınlar Yılı’ olarak duyurmasının hemen ardından aynı yıl ülkemizde ‘Türkiye 1975 Kadın Yılı’ adıyla bir kongre de düzenlendi.

 

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamalarını da kesintiye uğrattı. Yeniden kutlanmaya başlaması ise, kadın örgütlerimizin girişimleriyle ancak 1984'te gerçekleşebildi.  

 

*

‘Yeni kadın’?

 

Günümüzün kadınını tanımlamak gerekirse, -bana göre gerekiyor- ‘yeni kadın’ sözü uygun düşebilir.

 

‘Yeni kadın’, “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” ‘özdeyişi’nde anlamını bulan rolü olanca gücüyle reddeden kadındır… O kadın, bir yandan da geleneksel biçimde ana kucağıdır.  Sevecen, koruyan… Bir sığınma yeri… Sıcak… Ve sevgi dolu…

 

Aslında, bütün dünyada, kadınların uzun yıllardır yürüttükleri özgürleşme savaşımının bir simgesi olarak kadınların güncel istemlerinin dile getirildiği bir gün olan Dünya Kadınlar Günü de, anamalcı düzenin elinde her geçen yıl biraz daha anlam yitimine uğramakta… Ne yazık!…

 

Kadınlar Günü gerçek anlamıyla kutlu olsun!

 

 

İnal Karagözoğlu

7 Mart 2008

 

 

 

_______________________

kromozom: Karyokinez bölünme sırasında göze çekirdeğinin içinde beliren ve kromatin ipliklerinin parçalara ayrılmasıyla oluşan, kimi yeteneklerin yeni bireylere geçmesine yarayan, kıvrık çubuk biçimindeki cisim.

karyokinez: Çokgözeli canlılarda gözenin belli evrelerden geçerek çoğalması, mitoz.

göze: İnce bir zar içerisindeki protoplazma ve çekirdekten oluşan, bir organizmanın yapı ve görev bakımından en küçük birimi, hücre. 

 

 

© 2008 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.