Hüzünlü, Ama İsyankâr

Geçiyor Yıllar…

 

"Takvimlerden haberin yok mu?..."


Ses, odanın içerisinde döndü döndü, adamın başucunda yoğunlaştı:


"Kimimiz yorgun, kimimiz vurgun, kimi isyankâr...

Acı gerçek bu, ömrümüz bir su..."

Yorgun sesin yüzü görülmüyordu. Adam uykusunu bozmadan "genç olmalı" diye düşündü. Oda koyu karanlıktı: gözlerini açsa onu asla göremeyeceğini biliyordu adam; yitip gitmesin diye ses, uykusunu sürdürdü...



Oda koyu karanlıktı... Bu durum adamın düşünmesine yardım ediyordu: "Evet, genç... Ama hüzünlü" deyip yorganına iyice gömüldü. 

Hüzünlü ses yineleyip duruyordu: "Geçiyor yıllar..."

*

Bu yinelemeler, sonunda adamı yeni yeni düşüncelere yöneltmişti. Genç bir ses niye böylesine acılar yüklenmiş olurdu? Yorulmuş ve vurgun yemiş?...

"Ama isyankâr..."

Sesin başkaldırısı, bu garip durumun adamı teselli eden tek yanıydı.

Adam bu yargısını bir kez de yüksek sesle haykırmak istedi: "Ama isyankâr!..."

*


Ses gitdide daha da yoğunlaştı:

"Vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş; yürek bin pişman...

Bundan böyle bana meyler dost, geceler düşman.

.....

Anılar hep dolu dizgin;

Bana hayır yok gecelerden...

......"

*


Vurgun yemiş, yorgun ve hüzün dolu genç ses susmak bilmiyor, odanın içerisinde dolanıp dolanıp sonunda geliyor, hep adamın başucuna oturuyordu.

Ama isyankârdı...

Adam bu yargısını bu kez daha yüksek sesle haykırdı: "Ama isyankâr!..."

Bu haykırışı yaşlı adamı uyandırmıştı: uzandı, başucu radyosunu kapattı. Tam o sırada gecenin güne koşan derinliğinde ezan sesleri yükselmeye başlamıştı: isyankâr sesten arda kalan hicazdan nağme izlerini de odaya dolan bu sâbâ örtüverdi...





İnal Karagözoğlu

Yarımca, 6 Mart 2008
© 2008 İK
{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Aralık 31, 2008 at 14:51

    Telekominikasyon İletişim Başkanlığı You Tube’a erişimi engellediğinden, öyküdeki bağlantının (2. bölümcedeki ‘Ses’in) anlamı kalmadıydı. Ben de, bu alana dolaylı bir yoldan erişip bu eksikliği giderdiydim. Sanırım Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da böyle bir yol izliyordur*.

    Bu kısa açıklamadan sonra, geleyim asıl diyeceğime:

    Öyküdeki o Ses’i, yani Ethem Adnan Ergil’in sözü de kendisinin olan bu hicaz şarkısını dilemek için, http://unblockyoutube.org/ adresine gidip ‘Remove scripts’, ‘Hide referrer information’, ‘Show entry form’ kutucukları seçili olarak ‘www.YouTube’ seçeneği için Başlat’ı (Begin) tıklatın; sonra da, açılan sayfada arama yerine ‘Takvimlerden Haberin Yok mu?’ yazıp Gir’e (Enter) basın, çıkan seçenklerden ‘Gülay – Takvimlerden haberin yok mu… Geçmişe dair bazı izler…’i tıklayın. Söylememe gerek var mı, parçayı Gülay seslendiriyor:

    “Takvimlerden Haberin Yok mu?

    Takvimlerden haberin yok mu, geçiyor yıllar…
    Bana küsmüş, yüzüme gülmez zalim aynalar.
    Kimimiz yorgun, kimimiz vurgun, kimi isyankâr
    Acı gercek bu, ömrümüz bir su, geçiyor yıllar…
    Vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş, yürek bin pişman…
    Bundan böyle bana meyler dost, geceler düşman.

    Hani nerde beklenenler?!
    Medet umduk senelerce.
    Anılar hep dolu dizgin;
    Bana hayır yok gecelerden…

    Kimimiz yorgun, kimimiz vurgun, kimi isyankâr
    Acı gercek bu, ömrümüz bir su, geçiyor yıllar…
    Vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş; yürek bin pişman…
    Bundan böyle bana meyler dost, geceler düşman.

    Takvimlerden haberin yok mu, geçiyor yıllar…”

    ______________

    * http://www.ilgilik.net/2008/11/21/oh-be.html

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.