Ankara’dan Geçmişte Kalmış Küçük Bir Kesit

  

Cumhuriyet’in Çocuğu ve Sinema…

  

Bir sinema makinistinin anılarını öykülediğim küçük bir kitap* yazmıştım; dolayısıyla, Türkiye İş Bankası’nın (TİB), Ankara’nın sinema yaşamında önemli bir yeri olduğunu biliyordum; ama yine de bu işte eksik kalan bir şeyler var gibi geliyordu bana… 

İmdadıma, Anadolu Hayat Sigorta’nın eski genel müdürlerinden değerli dostum Sayın Hasan Eskil yetişti. Eskil, yoğun bir telefon trafiğine girişerek  bana gerekli olan adresi buldu: İsmet Coşkun. Eski bir Türkiye İş Bankası mensubuydu Coşkun ve Banka’nın Ankara Sinema İşleri Türk Limited Şirketi’nde çalışmıştı…

Coşkun’u, Ankara’da evinde ziyaret ettim. On dokuz yılını bu sinemacılık kuruluşuna vermişti… Bir canlı tarihle karşı karşıyaydım.

İsmet Coşkun, 1949 yılında, yirmi altı-yirmi yedi yaşlarındayken ve hiç o tarakta bezi yokken birdenbire sinemacı oluvermiş: Sus ve Sümer sinemalarının müdürlüğünü üstlenmiş. Aslında buna ‘üstlenmiş’ denemezmiş; işin doğrusu, TİB‘deki kimi hısım-akbabası ile tanışları, bu işin, ‘mutemet’ bir kişi olduğunu bildikleri ‘İsmet’e neredeyse metazori verilmesini sağlamışlar…

İsmet Bey, nasıl TİBli olduğu anlatıyor: Askerlik dönüşü harıl harıl iş arıyormuş; tam da böyle zor durumdayken çevresi önüne bu işi sürmüş… O da, gönülsüzce de olsa, hiç yoktan iyidir, diyerek ayağına gelen bu kısmeti tepmemiş.

İyi de etmiş… Çünkü, Şirket, onun titiz çalışmalarının da katkısıyla, Ankaralı sinemaseverlere güzel seyirler sunmuş.

*

Bir röportaj/söyleşi havasında geçen görüşmemizde Coşkun, sözlerini, “Şirket, ben bu işe başlamadan çok önce kurulmuştu” diyerek sürdürüyor:

Çocuk Esirgeme Kurumu‘nun, Anafartalar’daki sitesinde Sus ve Sümer diye iki sineması var, bunları kendisi işletiyor. Çocuk Esirgeme Kurumu, vaktiyle, altı yüz kişilik bir çocuk sineması ve tiyatrosu olarak yaptırmış burasını. Bunun altına da çoçuklar için bir kapalı yüzme havuzu yaptırmış -ki, bu ikisinin projesi de Almanlar’ınmış-… İnşaat işlerini de bu Almanlar yapmış. Daha sonra Çocuk Esirgeme bunları işletilememiş: çocuk sineması ile tiyatrosunu sinemaya çevirmişler… Burası Sus Sineması olmuş; yüzme havuzu da birtakım tadilatlar yapılarak sinemaya çevrilmiş.

“Sus Sineması’na Anafartalar Caddesi’nden girilirdi; havuzdan bozma Sümer Sineması’na ise Denizciler Caddesi’nden giriyorsunuz.

“Şirket’in bu sinemaları işletmesi şöyle olmuş: Çocuk Esirgeme Kurumu çocuk sinemasını işletemeyince, tiyatroyu da işletemiyor, e ne yapsınlar, İş Bankası’na geliyorlar; diyorlar ki, ‘Bu işi yapmak kolay değil’, -1930 senelerinde .. .. düşünün, daha Devlet Tiyatrosu yok- ‘biz bunu işletemeyeceğiz, siz alın… Sizin şirketiniz var, o işletsin.’

“Sinemanın maliyeti elli beş bin lira, bizimkiler buraya otuz bin lira senelik kira veriyor, Kurum’a yardım olsun diye… Şirket orada hiç kâr edemiyor; 1949′a kadar hep zarar…

“Çocuk Esirgeme alt kattaki havuzu da işletememiş tabii. Bir kısım çocukları taa Keçiören‘den getirecekler buraya filan… Bunlar, Çocuk Esirgeme’nin baktığı çocuklar… Keçiören Çocuk Yuvası’ndaki çocuklar… Yani, uğraşmak ister. Bu sefer, alt kattaki havuz için geliyorlar: ‘Bunu size seneliği dört bin liraya kiraya verelim, siz burasını sinema haline getirin, işletin; ama, o şekilde yapın ki, günün birinde yine havuz haline getirebilelim.’ 1939-1940 senesinde falan oluyor bu… Bizimkiler, trampleni geriye çekip onun yerine perdeyi koyuyorlar, karşı tarafa bir makine dairesi yapıyorlar, yandaki kabinlerin önünü de kontrplaklarla kapatıyorlar, bu  şekilde burası Sümer Sineması oluyor.

“İş Bankası Sus Sineması’nı halka açmış. Burada yerli flimler geçiyor, Park (iki kez yanmış olan eski Kulüp Sineması, İK) ile Yeni’de daha çok Avrupa filmleri, Ankara‘da Amerikan filmleri, Sümer’de de kovboy filmleri…”

Coşkun, Ankara Sinema İşleri Türk Limited Şirketi’nin Yeni ve Ankara Sinemaları‘yla bağını da anlatıyor:

“Yeni Sinema, ‘Eskişehirliler’ diye bilinen birilerininmiş. Bunlar sinemayı İş Bankası’ndan aldıkları krediyle açmışlarmış. Bir-iki sene sonra iflas etmişler, sinemanın anahtarını Banka’ya bırakıp gitmişler. Aldıkları krediyi ödeyememişler… Ve sinema da kapanmış. Kulüp Sineması da kapanmak üzereymiş… Zaten uydurma filmler oynatırmış. Bunun işleteni de, -sahibi değil- Muhittin Bey‘miş. Bursa Mebusu Muhittin Bahapars

“O arada, 1930 senelerinde meydana gelen dünya krizinde darbe yiyen İpekçi Kardeşler de aynı durumda, yani, İş Bankası’ndan kredi almışlar, geri ödeyemiyorlar. Fahir İpekçi ve Sahir İpekçi kardeşler ki, işleri İstanbul’da olan İpekçiler, memleketin üç-beş yerli ithalatçısından biriydi. İpekçi Kardeşler’in yaptığı bir iş de, film ithal etmekti. İthalatın geri kalanı, yabancılarla ortaklığı olan gayrı Müslimler’in elindeydi.

“Atatürk bir gün Karpiç‘teyken -herhalde yemek yerken- orada Celal Bayar da varmış, -o zaman Celal Bayar İş Bankası’nın genel müdürü- Atatürk diyor ki, ‘Celal, o sizin krediyle açılan sinema kapandı. Ankara’da doğru dürüst bir sinema yok, eğlence yok. Kulüp Sineması da kapanacakmış. Siz, Muhittin Bey’le bir şirket kurun, o Türk filmleri göstersin, siz de yabancı filmler gösterin.’

“İş Bankası’nın Sinema İşleri Şirketi, işte Atatürk’ün bu talimatıyla kurulmuş. Ben bunları, Şirket’in genel müdürü Şevket Koçin‘den ve Muhittin Bey’den öğrendim.

Kâzım Rüştü ve Hamdi Beyler‘in Büyük Sinema‘yı açmasıyla, Ankara Sineması’nın işleri bozulmuştu. Bu sinemanın işleticisi Sait Çelebi‘ydi. Ya bir tesadüftür veyahut ticari bir düşünceyle alınmış bir isimdir, sinema sahiplerinin soyadları da ‘Çelebi’ydi: Abit Çelebi ve Rafet Çelebi adında Konyalı iki kardeş. Kâzım Beyler, Büyük Sinema’dan sonra Gölbaşı ve Nur Sinemaları‘nı da açınca,  Sait Çelebi, bunlarla rekabet edemeyeceğini anlıyor ve sinemayı bize devretmeye karar veriyor. Duyduğuma göre, Kâzım Rüştü Bey demiş ki ona, ‘Bu sinemayı bana verin, ben işleteyim.’ Tabii, Sait Çelebi onlara kızıyor, -işleri bozuldu ya- ‘Ben’ diyor, ‘İş Bankası’na vereceğim.’ Sait Bey, çok tanınmış bir zattı; gidiyor İş Bankası’na, ‘Ben bu sinemayı işletemeyeceğim, bunu siz işletin, isterseniz de alın… Yenişehir’de de ayağınız olmuş olur’.”  

Sayın Coşkun’dan dinlediklerimin içinde bende çarpıcı etkiler yaratan anı şu oldu:

“Benim yine Şevket ve Muhittin Beyler’den duyduğuma göre, Atatürk, İpekçi Kardeşler’le de film işinde çalışacak bir şirket kurulmasını istemiş. Atatürk demiş ki, ‘Celal, siz bu İpekçiler’le de ortak olun, bunlar batmasın. Yoksa o iş yabancıların eline geçer.’ Nitekim, bir zaman sonra İş Bankası’nın bir iştiraki olarak FİTAŞ kurulmuştur.”

*

Bana, yaptığım o küçük kitap çalışmasına büyük bir nokta koyma olanağını veren Sayın İsmet Coşkun’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

  

  

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 21 Nisan 2004-3 Mart 2008

_____________

Not: Servet-i Fünun dergisi, Banka’ya ayırdığı Eylül 1928 tarihli özel sayısında, “Türkiye İş Bankası cumhuriyetin çocuğudur” diyor. (bkz. Sinema Yazıları/3 -Şirket’in Sinemaları )

* Ankara’da Sinemalar Vardı…

(Güncelleme: 030308)

© 2004.08 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.