Bir Sözcüğün Düşündürdükleri

 

Hicaz İllerine Varınca… 

 

 

Akşam, dediler, koyda ‘hicaz’ yükselecekmiş,

Gam faslına sevda katan eylül gelecekmiş;

Yaz bitti demek, çek bakalım sahile doğru;

Aşk va’d edip efkâr satan eylül gelecekmiş… 

 

Bu dizeler, İsmâil Bahâ Sürelsan’dan bir hicaz şarkının sözleri… Ne zaman yapmış bu besteyi Sürelsan? Otuz bir yıl önce bir ilkbahar günü… 

Ve, bir güz günü geldiği bu geçici dünyadan müzik evreninin sonsuzluğuna göçüp gittiğinde, Sürelsan, ‘aşk vaat etse de ancak incinme, acı, yara getiren seksen beş eylül’ yaşamıştı. Mevsim ilkbahardı… Doksan iki yapıt bırakmıştı ardında.

Nedendir bilmem, bizde, günün ‘tutulan’ müzik yapıtları, çoğu zaman onları seslendirenlerin adıyla anılıyor: “Falanca’nın şarkısı”… Bestecisi kim? Sözler kimin? Bilen eden yok! Şükürler olsun, “Akşam, Dediler, Koyda ‘Hicaz’ Yükselecekmiş”in sözleri kimin, biliniyor: Reşit Ersan Merhacı. 

Merhacı’nın pek çok dizesi, pek çok bestecinin gönlünde nice seslerin doğuşuna eşlik etmiş… Ama yine de, el altındaki kaynaklarda onun kim olduğuna ilişkin bilgi yok. Dilerim, bu satırları okuyacaklardan birisi çıkar da bu büyük boşluğu giderir.         

*

Makamsal müziğimizde, pek az bestecinin yapıt verdiği ‘kâr-ı natık’¹ denen bir beste biçimi (formu) vardır. Bu, eski bestecilerimizin, ustalıklarını gösterme bakımından büyük önem verdikleri ‘kâr’ denen sözlü eserlerin bir alttürü… Günümüzde hemen hemen hiç kullanılmayan bu biçimdeki bestelerin başta gelen özelliği, adından da anlaşıldığı gibi sözlerinin her satırında başka bir makama geçiliyor olması. Bir örnek vereyim: 

Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi, Rast Kâr-ı Nâtık’ında yirmi dört makamda dolaşır: 

Rast getirip fend ile seyretdi Hümâyı

Düşdü o dem hatıra bir beste rehâvî

Şule gerek nağme-i nikrîze giderken

Vardı gönül pencügâha etdi kararı

Anda durup eyledi mâhûru temâşa

Düm de re lel lâ ile gösterdi nevâ

Şevk ile uşşâka varıp bu dili mecnun

Eyledi tanbur ile bir nağme beyâtî

Sonra nişâbura kadem bastı o perde

Semt-i nihâvendden alıp ol meh-i tâbı

Bu gece âh ü figanım çıktı nühüftden

Vakd-i sabâya varıcak sardı meyânı

Etdi gönül çare eknûn çârgâh okundu

Aldı ele nâyı heman tutdu dügâhı

Saydı hüseynîde tamam nağmeyi bir bir

Eyleyicek sâzı icrâ devr-i hisârı

Oldu muhayyer o güzel başladı cevre

Bûselik için eyleyicek gizli niyâzı

Kûy-i h(H)icaz(’)a varıcak pâyine düşdüm

Etdi o şehnâz ile bir gizli nigâhı

Rahât-ül ervâhla kıldı bana mânend-i izzet

Bir kerre koyvermedi ol bestenigârı

Şevk-i ırakla vericek nağmeye revnâk

Evc ile etdi gönül tamam makamı

Hey hey hey hey hey hey yâr yâr

Yelel lelel lelli dost yelel lelel lelli rast

Yâlâ yâlâ tamam makâmı

Tânâ tânâ tamam makâmı 

 

Sözün bir yerinde “Kûy-i h(H)icaz(’)a varıcak pâyine düşdüm”² demiş adı bilinmeyen şair; Merhacı da, “Akşam dediler, koyda ‘hicaz’ yükselecekmiş” diyor. Rast Kâr-ı Nâtık’ta, ‘Hicaz’ sözüyle Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere’yi kapsayan bölgenin belirtildiği çok açık; ve Dede Efendi, sıra şairin Hicaz’a gönderme yaptığı bu dizeye gelince hicaz makamına geçki yapıyor. Sürelsan’ın şarkısındaki ‘hicaz’ kelime ise, ‘hicaz makamı’ anlamında: akşam dediklerine göre, o gece koyda hicaz makamında nağmeler yükselecekmiş… 

Bu iki dizedeki ortak kelimenin bende uyandırdığı düşünceler yalnızca bunlar mı? Bu ‘H(h)icaz’, bakın, aklıma daha neler getiriyor: 

- Dede Efendi, hacca gitmişti; hacı olduktan sonra yakalandığı kolera yüzünden Mekke’de (Kûy-i Hicaz’da) öldü (Yaradan’ın pâyine düştü); mezarı Mekke’de…

- Hicaz makamının ezan geleneğimizde pek büyük yeri var(dı): biz ‘biz’ iken, öğle ezanı sabâ ya da hicaz makamında, ikindi ezanı hicaz makamında, akşam ezanı hicaz ya da rast makamında, yatsı ezanı da hicaz, bayatî, nevâ ya da rast makamında okunurdu; şimdilerde bozulmuş bir Arap ağzı aldı başını gidiyor. 

- Hicaz makamının, pek çok yararı arasında, kemiklerin, beynin gelişmesinde etkili olduğu, çocuk hastalıklarına iyi geldiği söylenir; bütün ninnilerimizin bu makamda söylenmesi boşuna değil… Bu makamın, özellikle iki namaz arasında en çok da ikindi zamanıetkili olduğu da söylenir. 

*  *  *

Her gün bir yenisinin üretildiği yapay ünlüler çağını yaşıyoruz; ve bu ‘ünlüler’ arasındaki savaşı izlemekten yorgun düşüyoruz. Ben de tutmuş, Dede Efendi’den, İsmâil Bahâ Sürelsan’dan, kârdan, ‘H(h)icaz(’)dan, … söz ediyorum. Kim okur, kim dinler… Oysa, ‘divalığa oturmuş’ birilerinin her dediği alıcı bulmakta. Örneğin, seçici kurulunda yer aldığı adında ‘alaturka’ kelimesi geçen bir yarışmada başarılı bulduğu yarışmacıları değerlendirirken sık sık harcadığı ‘fem-i muhsin’³ nitelemesi…

  

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 14 Temmuz 2007

 

 

_______________________ 

¹ kâr: Far. 1. İş. 2. Eylem; natık: Ar. Konuşan, söz eden, söz söyleyen; açıklayan, bildiren, anlatan; öğreten. 

² ‘Kûy’ kelimesi, geniş anlamda ‘yer’, dar anlamda da ‘köy’ demek; bir anlamı da ‘sevgilinin evi’… 

³ Biliniyordur, dilimizde daha çok ‘femi muhsin’ diye iki kelimeli olarak söylenip yazılan bu söz öbeği, Farsça ‘fem (a. ağız)’ ve Arapça ‘muhsin (s. iyilikte, bağışta bulunan, ihsan eden)’ kelimelerinden oluşan bir sıfat tamlamasıdır; anlamı, ‘ihsan edici bir ağız’. 

Bu tamlamayı dilimize, ‘ihsan edici, güzel bir ağız’ diye de çevirebiliriz; ancak, buradaki ‘güzel’ sıfatı, ‘yetkin, usta’ anlamında; ‘ağız’ da, ‘öğreten, öğretmen, bilgiyi aktaran’ anlamındadır. Yani, bu tamlamayı, birisinin ağzının ‘güzel’ olduğunu belirtmek için söylemek yanlış olur. (Konu ‘femi muhsin’ olunca, Dede Efendi’nin “Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü / Sîm-ten, gonca-fem, bî-bedel ol güzel” diye başlayan rast şarkısını anımsamamak olur mu? ‘Gonca-fem’… Eskilerin, ‘gonca gibi güzel ağızlı’ demek için kullandıkları tanımlama buydu.)

Peki, Divamız (!) ‘fem-i muhsin’ sözünü hangi anlamda söylüyor? Kullandığı bağlama bakılırsa, bu sözü, ‘yarışmacının, seslendirdiği parçayı temiz bir sesle çok güzel okuduğunu/yorumladığını belirtmek amacıyla’ söylediği anlaşılıyor. 

Evet, ‘fem-i muhsin’ sözü bir müzik kavramıdır/deyimidir; ancak, yalnızca Türk müziği çevrelerinde kullanılan bu kavram/nitelendirme, şarkı söyleyenler için değil, öğretmenlik basamağına yükselmiş usta müzikçiler için söylenir. Buna bir örnek vereyim: www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=340 adresinde, Münir Nurettin Selçuk’a ilişkin bilgiler veriliyor; bu bilgilerin arasında şu tümce de geçmekte: «Üstadın hocalarından biri Üsküdarlı Bestenigâr Ziya Bey'di. Ziya Bey, geleneğin icra üslubunu çok iyi özümlemiş gerçek bir “femi muhsin”, yani eski musikinin güzelliklerini bilen ve öğretebilen “ihsan edici, güzel bir ağız”dı».

Sonuç olarak, Divalı/alaturkalı yapım bir yarışma izlencesidir ve ‘fem-i muhsin’ sıfatının, ‘ağdalı bir dille konuşma hevesiyle’ de olsa -hem de müziğe daha yeni yeni adım atmakta olan yarışmacılar için- kullanılmasının büyük bir yanlışlık olduğu, hem değerlendirme yöntem ve ölçütleri hem de müziğimizin tarihsel gelişimi/gelişi bakımından ortadadır.  

Not: Şiirlerdeki Osmanlıca kelimelerin yazımında, Rast Kâr-ı Nâtık’ta, bu dizelerin şimdiki abecemize aktarıldığı yılların, “Akşam, Dediler, Koyda ‘Hicaz’ Yükselecekmiş”te de bu güftenin yazıldığı yılların noktalama anlayışına uygunluk sağlamaya çalıştım. İK

 

© 2007 İK

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. harun yöndem said,

    Ekim 4, 2011 at 21:29

    Reşit Ersan Merhacı TRT de çalışırdı. 1976 yılında  Ankara Radyosu'nda Diskotek ve Transkripsiyon Şube Müdürü idi. Sonraları Yayın Yönetim ve Denetim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1985, 86 yıllarında Eğitim Dairesi Başkan Yardımcısı idi. 1990 lara doğru sağlık problemleri yaşadı. Radyo Dairesinde görev aldı. Yurt dışında tedavi gördü. 
    Merhacı, Türk Müziğini çok severdi. Kitaba, özellikle tarih kitaplarına çok meraklıydı. Tasavvuf kültürü derindi. Bu konuda radyo programları da hazırlamıştı. Sohbet ehli, zarif, kibar, ince  bir insandı. Zaman zaman şiirler de yazardı. Bunlar çoğunlukla aruz vezninde idi ve daha çok rübai şeklinde idi. Kendisi sanırım DTCF Arkeoloji veya Sanat Tarihi bölümünden  mezundu. Kolej kökenli olduğu için İngilizcesi çok iyi idi. TRT yi birçok uluslararası toplantıda temsil  etmişti. 

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Aralık 16, 2011 at 11:49

    bkz. ‘Falanca’nın Şarkısı’… _ Bir Fikr-i Ta’kîb Öyküsü yazısı ( http://www.ilgilik.com/2011/12/14/%E2%80%98falanca%E2%80%99nin-sarkisi%E2%80%99.html/ )

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.