Müziğimiz Yeni “Altar”ları Beklerken…

Yıldızlı Semalara Bakmak

 

“Müzik” (musıkî, musikî) kısaca, “(belirli kuralllara uygun olarak) biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış ses(ler)” diye tanımlanabilir. Ve elbette, bilimsel, teknik ve sanatsal daha nice tanımlamaları vardır; olmalıdır da… Ben burada, hiçbir iddiası olmayan –kendi anlayışıma göre– bir şeyler söylemeye çalıştım.

 

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

İşin Sonunda “Peçete Kafese Haşa”

“Peçete Kafese Haşa” - Ya da İşte Size Oyalanacak Bir Konu!

 

Türkçede bir söz vardır, baş tarafını başlığa aldım: “(İşin sonunda) vezir olmak da var, rezil olmak da…” Bu sözün din felsefesindeki karşılığı da “[E]eci(î)r olmak da var rezil olmak da…” (Ar.) Ecir, genel anlamıyla, “sevap, karşılık, mükâfat (ödül)” demek; anlamlar arasında, “nefsini kiraya veren” (işçi, gündelikçi) anlamı da var.

*

Konuya renk katmak için, araya, Oğuz Aral’ın (1936 – 2004) “Ya vezir olacaksın ya rezil!..” yazısını sıkıştırayım; rahmetli, her zamanki gibi döktürmüş ( https://www.hurriyet.com.tr/ya-vezir-olacaksin-ya-rezil-153320 )…

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Dil, Esop’un “Dil”i, Saray Dili, Sokak Dili

Ve Bülbülün Çilesi

 

Dil üzerine söylenecekler bitmez. Tepeye dördünü alabildim: başlığı kısa kesmek için… 

Hele, “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir söz var dilimizde, söyleyecek söz kalmıyor geriye… 

*

Her ne kadar “Bülbülün çektiği dili belası” diye bir atasözü var ise de dilimizde, bu sözün sonucundan kurtulmak için, başlıktaki “saray dili” tanımlamasının, Osmanlı döneminde kullanılan “edebî dil”i işaret ettiğinin altını çizeyim. Sözünü ettiğim dile bir örnek vermek gerekirse, mesela şöyle bir cümle: Kendü kendü nefsüme ẓulm eyledüm.” (Âşık Paşa [1272 – 1333], Garibname.) Paşa’nın bu sözünün günümüzün sokak dilindeki karşılığı, “Kendi ayağına kurşun sıkmak.” 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Nasıl Yani?

Olması Gerektiği Gibi…

 

Soru öyle ise cevap da böyle oluyor. 

“Yılların yazarlarının bile kalemine takılıyorsa, gerisine susmak düşer” diyeceğim, ama öyle değil. “Şöyle söyleyim”, yazılarımda ara sıra Fransızcadan yararlanılan açıklamalar görülüyorsa da ben yabancı dil bilmem; ortaöğrenim yıllarında ne gördüysem hepsi o… 

İşte, yılların yazarlarının bile kalemine takılıyor, dediğim “as it should be”. Buyurun… Kim bilir ne demeye geliyor ve hangi durumlarda kullanılıyor? Nereden bileyim… 

Neticeten, adamlar, dilimize kadar nüfuz etmişler: bizler ise, “anti USAcılık”la oyalanıp gidiyoruz.  

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Disleksi ve Ötesi

Arabesk-Arabeks, Reks-Resk, Faks-Fask, Disleksi-Disleski…

  

Kelimeleri, daha çok da tek (bir) heceli kelimeleri ya da kelimelerdeki dört harfli heceleri, özellikle /s/ ve /k/ harflerinin yerlerini değiştirerek sesletenlerimiz hiç de azımsanacak gibi değil. Çocuklarda, genellikle okul çağında fark edilen ve “kelimeleri telaffuz etmede, kelimelerdeki değişik sesleri ayırt etmede güçlük çekme; okurken, yazarken kelimelerdeki harflerin yerlerini değiştirme; düşünceleri yazıya geçirmekte güçlük çekme; pek çok yazım hatası yapma ve liste ve tarife gibi çizelgeler ile olayları hatırlamada güçlük çekme” olarak görülen bir rahatsızlık var: “disleksi”. Bu sorunda öne çıkan kelimelerin birkaçını altbaşlığa aldım; ortak özellikleri, söylenişlerindeki disleksi durumunun /k, s/ harflerinde olması.

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bile İsteye” Yokken

Meğerse Ne Anlatım Fakiriymişiz de Haberimiz Yokmuş…

 

Bizim damat, benim dildeki şaklabanlıklara, bozuk düzene, hor kullanışlara ve daha bunlara benzer benzemez kötü gidişata karşı olduğumu bildiğinden, iki hafta kadar önce, “bile isteye” lafı için ne dediğimi sordu. 

“Valla farkında değilim; o da ne” dedim. Birkaç örnek verdi; ben de anlamış göründüm. Telefonun ardından TV’lere kulak kesildim; öyle ki, “65 +”lara yönelik yeni önlemler ya da koyvermeler kulağımın birinden girip ötekinden çıkmasıyla bir oluyor; ben, “bile isteye” avındayım. 

Bu acıklı durumum pek uzun sürmedi; birer ikişer yakalamıştım yeni zıpçıktılığı ve damada geri dönüşlerim başladı. Gerçi o da beni malumattar kıldığına bin pişman olmuştu, ama yapçak da bi şiiiy yoktu; sanırım, bir daha böyle işlere bulaşmaya tövbe etmiştir. Olsun; hele bu yazı bir bitsin, bakalım, ilk iş ona postalamıyor muyum!… Arı kovanına çöp sokmak neymiş, görsün de hele bir aklı başına gelsin!… 

*

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.