Erken Seçim!

Ve Durumu Belirleyen Faktörler Üzerine Fikrî Cimnastik

 

Yadırgayanlar çıkacaktır; bu arada, –sayıları azalmış da olsa– ortamektep günlerini hatırlayanlar da olacaktır. Hatta hatta, “cimlastik” dediklerini bile hatırlayıp gülümseyenler olacaktır: 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Söyleyebiliriz.”

Öğretmede – Öğrenmede Üzerimize Yok!

 

Öğrenme, yaşantılar sonucunda bireyin davranışlarında meydana gelen olabildiğince uzun süreli değişmelerdir. Bir bilginin, bir becerinin öğrenme sayılması için, o bilginin davranışlarda değişiklikler yapması ve bu değişikliklerin uzun süreli olması gerekmektedir.  

Uzmanların, öğrenme konusunda şu yukarıdaki iki cümleciklik tanımlamada birleştiklerini söyleyebiliriz.

Öğrenme psikolojisi dersinde değiliz, ancak, yoğun bir öğrenme sürecinin hem öznesi hem de nesnesi olduğumuzu söyleyebiliriz. İstesek de istemesek de bu böyle…   

Misal mi? 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Yeniden…

Prof. Kuzu Olmasaydı Bu Yazı Küflenecekti; Kadrini Bilelim. Yani.

  

Bir tarihte benim İlgilik’te ( http://www.ilgilik.com/ ) sunucudan kaynaklanan bir arıza olmuş, yayımladığım yazıların hepsi uçmuştu. Yerin adresi “www.ilgilik.net”ti o zamanlar. Yok olan yazıların büyük çoğunluğunu şimdiki yerimde yeniden yayımlamış, belli bir olay bağlamında belli bir zamana ait olan otuz kadar yazıyı da, “ileride gerekirse ya da uygun bir fırsat doğarsa veya yeniden zamanı gelirse yayımlarım” diyerek bir kenara ayırmıştım. 

İşte, onlardan birini yayımlamanın tam zamanı: Facebook (FB) kullanıcılarından Nesrin Eren ( https://www.facebook.com/nesrin.eren.9 ), dün (11-2-2018 Pz., 01:42) kendi alanında GÜNAYDIN KUZU !!! başlığı altında şunları yazdı: 

Bravo kuzu be. Balık başı mı yedin? Bazı şeylere kafan basmaya başlamış. Keşke peşmergeyi Türkiye üzerinden Kobaniye geçirirken anlamış olsaydınız bunu !
İllaki aldatıldık,kandırıldık,uyutulduk lafından sonra mı muhalefetin lafına geleceksiniz. Neden beceriksiziz, biz bu işlerden anlamıyoruz, yetersiziz demiyorsunuz. Bu kaç oldu
(ve sıra sıra soru ve ünlem işaretleri ile emojiler…) 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Sözde Kalan Bir Kavram Üzerine…

Herkes Rahat Olsun; “Vatan Hainliği” Diye Bir Şey Yok

 

O eskidendi, şimdi durumlar rahat; gerçek hayatta karşılığı olmayan soyut bir kavram ne kadar belirleyici olabilir… Sıfır.

Her ne kadar bir tarihte koca şair Nâzım’ın üzerine dizeler dizdiği* vatana ihanetle suçlanma, “vatan haini” demenin kısa yolu olarak bir “hain” sözü, türlü vesilelerle havalarda uçuşuyorsa da, bu laf artık kimseleri tedirgin etmesin, herkes rahat olsun. Bunu kafadan uydurmuyorum ben, mevzuat böyle: 26.9.2004 tarihli 5237 numaralı Türk Ceza Kanunu (TCK), ‘vatana ihanet’ diye bir suça yer vermiyor. Yasanın 302-308’inci maddelerinde ‘vatana ihanet’ kavramına ilişkin bazı izler var sadece, hepsi bu kadar…

Vatana ihanet (vatan hainliği), eski adlandırmayla “hıyanet-i vataniye” nedir?

Vatana ihanet suçu, meşru egemenlik organını devirmeye ya da otoritesini yıkmaya; bağlı olunan devlete karşı savaşmaya ya da düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsar. Bu suç, tarih boyunca birçok hukuk sisteminde “suçların en büyüğü” sayılmış ve en şiddetli biçimlerde cezalandırılmıştır.[1]

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

“Bi Tık Daha”…

Son Zamanların Feylesoflara Yaraşır ‘En’i

 

TV’lerden birinde bir izlence var, Yemekteyiz… Kaçırmamaya çalışanlarının çok olduğunu tahmin ediyorum; ben, “ben belgeselleri izlerim”cilerden değilim; aksine,  ilgimi, dikkatimi tıklarca üst düzeyde tutarak izliyorum Yemekteyiz’i. Keyif veren, insanın bilgisini-görgüsünü arttıran, zaman zaman ağzını sulandıran, sevimli, eğlenceli bir yapım; hakkaniyetten de söz ediliyor sıkça; yani, sadece bir yemek daveti biçiminin kalıpları arasında sıkışıp kalmayıp insanları adalete de davet eden bir yapım. Daha ne istenir… 

Birkaç bakımdan dikkat kesiliyorum “Yemekteyiz olayı”na: eleştirilerin dayanaklarının sağlamlık derecesine, kullanılan dile, .., bir de, kaç katılımcı kaç kere “bi tık daha” dedi, onu saptamaya. Bu tık meselesi, bayağı bayağı dikkat istiyor –bu “bayağı” kelimesini, “çok, oldukça, epey” anlamlarında kullandığımı söylememe gerek yok–; tabiî, bu iş için kâğıt-kalem de gerekli. 

Her yeni bir Yemekteyiz’in ardından zihnimi bir tık daha meşgul eden bu sözün –yarışmacılar bi tık diyorlar, ama ben yine de yanlışlıkla öyle yazmış olayım– “günümüzün moda lafları” listesindeki tıkar tıkar yükselişinin hikmetini araştırmaya verdim kendimi. Ve bu arada, “olay”a tam da kafadan neşter atan bir yazıyla karşılaştım; hemen onu aktarayım, edindiğim öbür bilgileri ileride küçük küçük not ederim.

Evet, o yazı… “Bir tık daha” başlığıyla Hürriyet’ten Melike Karakartal yazmış.* Yayımı, 25 Nisan 2012 Ç: 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Anılar Ne Zaman Taze Kalır?

Bence, …

 

Ben 1935’liyim. Meraklı bir çocuktum; gözlemciydim. Bu özelliğime bakınca, hatırladığım pek çok şey olmalı, değil mi? Ama pek öyle değil. 

“İnsan yaşlandıkça yeni olayları pek hatırlamaz, akşam yediğini sabahına unutur; ama eskileri hatırlar” derler. Bu tespit doğru görünse de bence bu da pek öyle değil. 

Ya nasıl?

Bana göre, sağlıklı bir kişi, zihninde derin izler bırakan şeyleri unutmuyor; daha doğrusu, unutamıyor: Kiraz ağacından ilk düşüşünüzü unutabilir misiniz? İlk gördüğünüz filmi? 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.