Abicim, Kafa mı Buluyorsun?

Yapma, Biz Garibanız…

 

Son zamanların ortaya çıkardığı bir laf var: “aklıyla alay etmek”. Ne demek oluyor bu? Benim anladığım, “birilerini aptal yerine koymak”… Hemen moda oldu. Yazarından çizerine, sade vatandaştan akademisyenine pek çoğumuz bol bol kullanıyoruz. Niye? 1. Birilerini aptal yerine koyanlara “yemedim” demek için; 2. Birilerini aptal yerine koyanları kınamak için… 

Moda sözleri kullanmaktan sakınan bir ruh hâlim var, bu yüzden, tepede “kafa bulmak” fiilini kullandım. Argo bir söz; oturaklı da…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Tüketim Çağı Sorunu

Küreselleşen Toplum, Yalnızlaşan Bireyler… 

-Bildiri-

 

Emrah Akçay*

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir “Eeeyy” de Benden…

Nafile Feryat 

 

Eeeyy dünün ulaştırma işlerinin sorumlusu, eey bugünün bütün işlerinin başsorumlusu! 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Osmanlıca mı Demiştin?

Al Sana, Güle Güle Kullan…

 

Başlıktaki sözüm, içlerindeki özlemi, “mezar taşlarını okuyabilmek”le açıklamaya kalkışanlara… Benim, kişisel olarak ‘Osmanlıca’yla alıp veremediğim bir şey yok. Edebiyat derslerinin ‘edebiyat dersi’ olduğu döneme denk düştü lise öğrenimim ve kitaplarla aram iyi olduğundan benim için yabancı değildi ‘Osmanlıca’. Sokakta konuşulan dili de anlıyordum, İstanbul Türkçesini de ‘Osmanlıca’ metinleri de…

Yazıma devam etmem için, önce, ‘Osmanlıca’ bir dil mi, bir yazı mı, buna bakmak gerekiyor. Tırnak içerisine aldığım bu kelimeden ben ne anlıyorum?

Bunu belirlemenin en doğru yolu bence sözlüklere bakmak; zira, sözlüklerin dedikleri, süzülmüş bilgilerin özüdür. Osmanlica Turkce Com’un sözlüğü, “Osmanlıların konuştuğu dil olup, Türkçe, Arapça ve Farsçadan müteşekkildir”; Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü, “XIII-XX. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalan Türk dili” diyor. Bu dille yazılmış olan metinlere de ‘Osmanlıca’ dendiğini kaydetmiş bu sözlük. Dil Derneği’nin sözlüğü biraz daha ayrıntılı vermiş: “XIII.-XX. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devletinin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılan yazın dili; özellikle XV. yüzyıldan sonra Arapça ve Farsçadan yalnızca sözcük değil, bu dillerin kurallarını da alan yapay dil.” Ve, benim bu kelimeyi tırnak içerisine almak isteyişimin yanıtı da var bu açıklamada: ‘Osmanlıca’nın yapay bir dil oluşu; yani, herhangi bir dil ailesi içerisinde yer almayışı… 

Ve tabii, ‘Osmanlı Türkçesi’ de denen ve 13’üncü yüzyıldan 20’nci yüzyılın başlarına uzanan ve kendi içinde dönemleri olan bu ‘dil’in yazıya nasıl geçirildiği… Bu iş, ‘Osmanlı alfabesi’ denen abeceyle oluyor. Hâliyle, Arap abecesi esaslı bir abece bu… Çünkü, bu yapay dilin söz varlığının bir bölümünü oluşturan Farsça’nın sahipleri de Arap abecesi kullanmakta…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Arınçsız Günler (mi?)…

‘Tek Başına Öncü Birliği’ Gibiydi

 

 

Bülent Arınç renkli bir kişilik… İlgimi çekmesi çok daha öncelere dayanır, ama kendisinden söz ettiğim ilk yazımı 2011 Mayısında yazmışım.[¹] Defterimde 81 Arınçlı yazım var. Bunların bir kısmını Genelağ’daki kendi alanımda (İlgilik’te) yayımlamışım, ‘sosyal medya’ denen alanlardakiler de 58’i bulmuş. Yani, pek önem verdiğim bir ad Arınç. Ama giriştiği ya da içinde yer aldığı tartışmalara ilişkin hiçbir yazı yazmadım. Niye? Sonu gelmez birer tefrika olurdu da o yüzden…

 

Defterimdeki yazıların çoğunun ortak yanı, çıkış noktalarının, Bülent Arınç’ın önemli bir özelliği olması. Evet, pek duygusal, pek halim selim, pek güler yüzlü oluşu ve tabii hukukçuluğu, hakkaniyete bağlılığı önde gelen, ve pek pek önemli bir özellik, vefa duygusu yüksek bir insan; ama benim onda gördüğüm –belki de benim ona yakıştırdığım– yazılarıma yön veren o önemli özelliği ise, partisinin ‘tek başına öncü birliği gibi’ oluşu(ydu). Evet, öyleydi. “Nasıl” diye sorulursa, açıklayayım, Arınç ne zaman bir konuya değinmiş olsa, ülkenin gündemi ‘az sonra’ değişirdi. Ya da gündemi değiştirme işlemleri, onun dedikleriyle başlamış olurdu… Ya da çok kısa süre sonra ne olup bittiğinden haberimiz olurdu… Arınç’ın dediklerinin gerçeğe dönüşmesi, ‘perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’ sözünü hatırlatırdı daima bana.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Haber Değil, Belgesel…

Gelecek İçin Kesip Saklamalı

 

 

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, dün, Genelağ’daki yerinde[*] bir haber bülteni yayımladı. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nın öngününde… Hiç de bayramlık olmayan haberde, Cumhuriyetimizi simgeleyen binalardan Atatürk Orman Çiftliği’ndeki Marmara Köşkü’nün yıkıldığını duyuruluyordu.

 

Şu geçen yakın günlerde, “ders kitaplarında, ‘tarihimizi 1919 yılından başlatan bir tarih anlayışının yer aldığı’ iddiası” dolaşmıştı ortalıkta; bu, yaklaşmakta olan ‘19 Mayıs’ı aşağılamak amacıyla ‘iddia’ etiketiyle uydurulmuş bir laftı bence… Buna hangi beyinler inanabilir? Tarihteki varlığını yüzyıllardır sürdürmekte olan hiçbir toplumun tarihi, bu sürecin bir noktasında meydana gelmiş olan bir olayla başlatılamaz. Çünkü, her şeyden önce, o tarih başlamıştır zaten… Evet, öyle, ama işte görüyoruz, Cumhuriyetimiz’in kazanımlarını hazmedemeyen bir zihniyet, Cumhuriyeti simgeleyen alanlara, binalara kazma indiriyor. Onları yok ederek belleklerden kazımak için… Hangi güçle? ‘Devlet gücü’yle… İşin asıl korkunç boyutu işte budur.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.