Siyasetin Hâlleri

Ve Düşünceler ve Teoriler…

  

Kim ne kadar yakınırsa yakınsın ve hor bakarsa baksın, çoktandır hayatımızda ‘medya’ denen şey de var; basın-yayın… Eskiden bizde, olayları (hadiseleri, vakaları) kaydetmek için bir devlet görevlisi olarak vakanüvisler varmış, şimdi medya var; toplumun tarihi buraya bakılarak yazılacak. ‘Gelecek zaman’ kipiyle ‘yazılacak’ dedim, ama aslında tarih günü gününe yazılıyor; taze taze… Medya sayesinde işler kolaylaştı artık. Buna bir de ‘sosyal medya’yı ekleyin, tarihe geçmekten kurtuluş yok. Resmî tarih de tarih oldu hâliyle… Bu durumda, ağzından çıkanı kulağın duyacak. 

*

Vaziyet bu durumdayken bir ‘hadise’ vuku buldu: siyasetin muhalefet kanadından beklenmedik bir ses yükseldi. Bu, MHP Genel Başkanı’nın sesiydi, ve bunun üzerine kafamda, “Bahçeli neden öyle kükredi? Oysa, dikensiz gül bahçesinde gibiydiler; ‘al gülüm – ver gülüm’ gidiyorlardı” diye bir soru belirdi. Tarih, bu ayın 1’iydi. 

Soru ağırdı; paylaşarak hafifletebilirdim bu yükü. Son zamanlarda moda olmuş bir söz var, “acılar paylaştıkça azalır, sevinçler paylaştıkça çoğalır” diye, bu lafın yarısını işime gelecek biçimde “yükler paylaştıkça azalır”a çevirip dünyanın en gözde sosyal medyasının, Facebook’un (FB) kapısına vardım. Niye başka kapı değil de bu kapı? Zira, buranın yönetim sistemi, her Allah’ın günü kullanıcılarının karşısına sayfalarının tepesinde bir soru çıkarır: “Ne düşünüyorsun?” Bir gün de şaş da bunu yapma birader… Hayır, şaşmaz; inatla sürdürür aynı soruyu önlerine sürmeyi. 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Dinlemeler

İç Siyasetin Dışında Gezinirken…

 

Önnot:

Yazıyı okumaya başlamazdan önce tıklayınız » https://www.youtube.com/watch?v=_eLU5W1vc8Y [*] 

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Özgür Sanat, Özgür Eleştiri

1920’lerden Gelen O Hoş Seda Dolayısıyla

 

İnsanoğlu şaşılası varlık: hem haklarından, özgürlüklerinden olmak istemez hem de başkalarının bu değerlerini onların ellerinden almaktan geri durmaz. Örneğin, hakları, özgürlükleri kısıtlayan türlü türlü yönetim biçimini düşünüp ortaya koyan, bunları uygulayan da hep insanoğlu. Tek elden yönetimden bütüncülüne dek… İnsanlığın bugün ulaşmış olduğu ‘elerki’ (demokrasi) dediğimiz ‘halkın egemenliği temeline dayanan’ yönetimlerde bile nice dayatmalar, baskılar yaşanıyor. Tepemizdeki bir olumsuz etmen ise, bugün geldiği aşamada demokrasileri de yönlendiren anamalcı düzen.

Baskılardan, dayatmalardan, önce sanat, dolayısıyla sanatçı etkileniyor. Oysa, Prof. Dr. Afşar Timuçin’in dediği gibi, “Yaratı, gerçekleştirilmiş fikirdir ve ne kadar aydınlıksa nesnesine o kadar uyarlıdır.” Yaratı, sanatçının ortaya koyduğu şeyleri de kapsadığına göre, dayatma, baskı –ölçüsü ne olursa olsun, düşünceyi (fikri) karartacak, kısıtlayacak, olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durumda, sanat ürününün (yapıtın), nesnesine uyarlığından (uygunluğundan) söz edilebilir mi? 

Öte yandan, sanatçı baskıdan, dayatmadan nasıl etkileniyorsa, eleştirmen de öyle etkilenecektir böyle ortamlarda. Ve ben, örneğin, ülkemizde sanat eleştirmenlerinin pek az oluşunu buna bağlıyorum.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kuşlu Fotoğrafları Anlamaya Çalışırken Geçmişten Gelen Bir Ses

Martılar…

 

Dikkatleri çekmiş olmalı, toplumsal iletişim alanlarında (sosyal medyada) yer verilen fotoğraflar içerisinde kuşlu görseller çoğunlukta. Kuşlar arasında da martılar ön sırada. Kuşlara, görece de olsa onların özgürlüğüne özeniyoruz… Bir süredir böyle. 

Bu durumun nedeni, memleketteki siyasal hava mıdır, doğaya yöneliş mi, yoksa başka bir şey mi, uzmanlar ne der, nasıl açıklar, pek merak ediyorum. 

Martılar ön sırada, dedim; İstanbul’da az biraz da olsa zaman geçirmiş olmak, hiç değilse, memleketin aynası olan bu şehre ilişkin bir şeyler izlemiş, dinlemiş olmak, martıları tanımak için pek çok ipucu verir. Hele de bir ‘Haydarpaşa ‒ Köprü’ yolculuğu martıları sevmeye yetmez mi? Vapura (yoksa, yolculara mı) eşlik eden martılar hiç iz bırakmaz olur mu bizde?… Bizler de, simitti, açmaydı, ekmekti atmamış olur muyuz hiç onlara?… 

Martı, bunların ötesinde, evet, her şeylerden önce, ‘şehir gibi şehir’ olmaktan çok büyükçe bir kasaba görünümündeki bir Anadolu vilayetinde, daha kısa pantollu bir çocukken ağız mızıkasıyla çalmaya çalıştığım bir ezgiyi hatırlamaya çalışmaktır benim için. Bir tangoydu o; evet, bir tango… Nağmeleri, aklımda kalandan çoktu mutlaka; peki, sözleri nasıldı? O da yalan yanlış tek bir dizeden öteye gitmiyor: “Martılar etrafımda dönüyor…” Yoksa, “uçuyor” mu idi?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

İki Kitap Üzerine

‘Din Savaşları’, ‘Laiklik Arayışları’…

 

Bugünlerde yurdumuzda hemen herkesi pek yakından ilgilendiriyor olduğunu sandığım konulardan biri de laiklik olsa gerek. Konu, insanlık tarihinde geniş yer tutan din savaşlarıyla birlikte ele alınmayı gerektiren, bu savaşlardan soyutlanamayacak olan bir konu. Ve ilginçtir, insanların, kendilerini pek pek yakından ilgilendiriyor olduğu hâlde yine de yeterli bilgiye sahip olmaksızın rahatça fikir yürüttükleri konuların başında laiklik de gelir.

Şu yakın günlerin olayları, beni, bu önemli konu hakkında bildiklerimi tazelemeye yöneltti. Bu çalışmalarım sırasında yedi yılı aşan bir süre önce çıkmış bir yazıya da rastladım: Din Savaşları ve Laiklik Arayışları.* 3 Eylül 2009 günlü cumhuriyet.com.tr’de yayımlanmıştı; akademisyen bir yazara, Fatma Mansur Coşar’a ait birbirini tamamlayan iki kitabın, Din Savaşları ile Laiklik Arayışları’nın tanıtımı tadında bir haberdi bu… Uzunca bir yazı… Bilmem, her şeyleri birer ‘hap’ gibi almayı tercih ettiğimiz, görsellik alışkanlığına kapılmış olduğumuz günümüzde, günlerin getirdiği bize has sıkıntılardan bunalmış bulunan ruh hâlimiz ne kadar izin verir böyle bir yazıyı okumaya. Yine de, meraklı zihinler elverişli bir zaman bulunabilir, umuduyla aktarmak isterim. 

İlgilik’in geçen yılı, feministlik, demokratlık, özgürlükçülük gibi şeylerden de söz edilen, ama bunların olmazsa olmazı olan laiklikin hiç adı geçmeyen bir yazıyla kapanmıştı; demek kısmet, yılın bu ilk yazısınaymış: 

«Din Savaşları ve Laiklik Arayışları 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Çok Ortaklı Şirket Misali

Ötekiler, Berikiler, Bir Diğeri, vd., vö., vs.’ler…

 

«Kafelerde, kampüslerde, plazalarda, publarda, barlarda… 

İzmir’lerde, Bodrum’larda…

Kapalı devre solculuk, sosyalistlik, komünistlik, feministlik, demokratlık, özgürlükçülük oynuyoruz.

Onun ötesine geçmiyoruz.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.