‘Kısa Kollu’

T-shirt’e Bir Ad Aramak…

 

Yazı geride bıraktık, pastırma yazındayız; sonbaharın bir güzelliği de bu… Ve tişörtler de yavaş yavaş askılarından alınıp –sandığa kaldırıldı, diyeceğim, ama artık sandığı olan aileler pek kalmadı– dolaptaki, çekmecedeki ana yerlerine kondu… 

İnsanın işi olmayınca…

Altı-yedi yıl oluyor, Türkçe üzerine kurulu olan bir yazışmalıkta*, bu Türkçeye İngilizceden gelip yerleşmiş olan kelimeye Türkçe karşılık aranıyordu. Geldiği yerde ‘t-shirt’ biçiminde yazılan kelime, ‘T biçiminde gömlek’ diye tanımlanıp İngilizcenin Türkçede olmayan –ama özentilerine rastlanan–  iki kelime arasına kısa çizgi (-) konarak yeni bir kelime oluşturma yöntemiyle ortaya çıkmış bir söz. Besbelli, ‘T’ harfinin, kollarını iki yana açmış bir kişiyi temsil etmesinden yararlanılmış. 

Evet, şimdilik kaldırıldı tişörtlerimiz, ama en çok yedi ay sonra yine kavuşacağız onlara. Peki, tişört demeye devam mı?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bu Bir Sanrı mı?

30 Ağustos’un Arifesinde Düşünceler…

 

İnsanın beyninde beş ana lop bulunuyormuş. Lop, bir gövdebilim (anatomi) terimi. Bazı organımızın birbirinden ayrılmış olarak oluşmuş olan yuvarlak parçalarından her birine ‘lop’ deniyor; mesela, sağ akciğerimiz üç loptan oluşuyor, soldaki de iki loptan. Niye iki, dersek, yaradan o tarafımıza kalbimizi yerleştirmiş de ondan. 

Beynimizin her bir lobunun işlevleri (yaptıkları işler, görevleri) ayrı ayrı: ön lop (frontal lop), bilinçli düşünmemizi sağlıyor; yan lop (parietal lop), duygularımızla ilgileniyor; arka baş lop (oksipital lop), görme duyusuna bakıyor; şakak lobu (temporal lop), işitme, koku alma işleriyle görevlendirilmiş; ‘beyincik’ de denen serebellum lobu da duyular ile hareketlerin ilişkilendirilmesini sağlıyor, yani, duyu organlarından gelen bilgiler ile hareketlerimizi ilişkilendiriyor. “Bu lobu bozuk olanlar dengelerini sağlayamazlarmış” dersem, beyinciğin ne kadar da önemli bir organımız olduğu çok çok iyi anlaşılır. 

Bu özet bilgilere bakınca, bu bilgilerin ışığında yani, benim beynimde çok zamandır bir şimşek çakıyor: gerçekte ‘var olmadığını’ bildiğim, ama bana ‘varmış gibi’ gelen bir beyin lobu canlanıyor kafamda…

O da nedir?

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Abicim, Kafa mı Buluyorsun?

Yapma, Biz Garibanız…

 

Son zamanların ortaya çıkardığı bir laf var: “aklıyla alay etmek”. Ne demek oluyor bu? Benim anladığım, “birilerini aptal yerine koymak”… Hemen moda oldu. Yazarından çizerine, sade vatandaştan akademisyenine pek çoğumuz bol bol kullanıyoruz. Niye? 1. Birilerini aptal yerine koyanlara “yemedim” demek için; 2. Birilerini aptal yerine koyanları kınamak için… 

Moda sözleri kullanmaktan sakınan bir ruh hâlim var, bu yüzden, tepede “kafa bulmak” fiilini kullandım. Argo bir söz; oturaklı da…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir Tüketim Çağı Sorunu

Küreselleşen Toplum, Yalnızlaşan Bireyler… 

-Bildiri-

 

Emrah Akçay*

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Bir “Eeeyy” de Benden…

Nafile Feryat 

 

Eeeyy dünün ulaştırma işlerinin sorumlusu, eey bugünün bütün işlerinin başsorumlusu! 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Osmanlıca mı Demiştin?

Al Sana, Güle Güle Kullan…

 

Başlıktaki sözüm, içlerindeki özlemi, “mezar taşlarını okuyabilmek”le açıklamaya kalkışanlara… Benim, kişisel olarak ‘Osmanlıca’yla alıp veremediğim bir şey yok. Edebiyat derslerinin ‘edebiyat dersi’ olduğu döneme denk düştü lise öğrenimim ve kitaplarla aram iyi olduğundan benim için yabancı değildi ‘Osmanlıca’. Sokakta konuşulan dili de anlıyordum, İstanbul Türkçesini de ‘Osmanlıca’ metinleri de…

Yazıma devam etmem için, önce, ‘Osmanlıca’ bir dil mi, bir yazı mı, buna bakmak gerekiyor. Tırnak içerisine aldığım bu kelimeden ben ne anlıyorum?

Bunu belirlemenin en doğru yolu bence sözlüklere bakmak; zira, sözlüklerin dedikleri, süzülmüş bilgilerin özüdür. Osmanlica Turkce Com’un sözlüğü, “Osmanlıların konuştuğu dil olup, Türkçe, Arapça ve Farsçadan müteşekkildir”; Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü, “XIII-XX. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalan Türk dili” diyor. Bu dille yazılmış olan metinlere de ‘Osmanlıca’ dendiğini kaydetmiş bu sözlük. Dil Derneği’nin sözlüğü biraz daha ayrıntılı vermiş: “XIII.-XX. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devletinin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılan yazın dili; özellikle XV. yüzyıldan sonra Arapça ve Farsçadan yalnızca sözcük değil, bu dillerin kurallarını da alan yapay dil.” Ve, benim bu kelimeyi tırnak içerisine almak isteyişimin yanıtı da var bu açıklamada: ‘Osmanlıca’nın yapay bir dil oluşu; yani, herhangi bir dil ailesi içerisinde yer almayışı… 

Ve tabii, ‘Osmanlı Türkçesi’ de denen ve 13’üncü yüzyıldan 20’nci yüzyılın başlarına uzanan ve kendi içinde dönemleri olan bu ‘dil’in yazıya nasıl geçirildiği… Bu iş, ‘Osmanlı alfabesi’ denen abeceyle oluyor. Hâliyle, Arap abecesi esaslı bir abece bu… Çünkü, bu yapay dilin söz varlığının bir bölümünü oluşturan Farsça’nın sahipleri de Arap abecesi kullanmakta…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.